Genel · Tayland

Tayland’a ilk adım

 

IMG_2698Tayland deyince aklıma ilk gelenler; kum, turkuaz bir deniz, yeşillikler, dev yapraklar, masaj, gün batımı, meyveler, noodles, meyve kokteyller… Yolculuk ise şöyle gelişti;

Paris’in,  “sen şimdi oralarda beni özlersin” der gibi yağan yağmurlarından koşarak havaalanına zor attım kendimi. Heyecanla binmeyi beklerken yağmurlu gökyüzüne bakıp ben gelene kadar güzelleşmesini umdum.

Ve yolculuk basladı…

Paris semalarındaydım, hava kararınca çok güzel gözüküyordu bu şehir, hele yukarıdan sormayın gitsin ya da o kalsın ben gideyim gezip gezip yine geri döneyim 🙂

Neyse uzatmayayım Ethiad Havayollarıyla uçtum. Yemekler sıcaktı, sıcaktı diyorum çünkü Thy dışında uzun zamandır sıcak yemek nasip olmadı uçaklarda. Hem de çok lezzetliydi. Ayrıca şaşırdım çünkü hosteslerin hepsi çok güzel bir aksanla ingilizce konuşuyorlardı ve ayrıca mürettebatta türkçe konuşan bile vardı. Onu da test edecektim ama daha dakika bir, bu kadar çabuk başlamayayım ortalığı karıştırmaya dedim. Ne de olsa bütün haftanin yorgunluğu vardı üstümde.

İlk durak Abu Dhabi 2 saat için, durak bile diyemem ‘dur’ diyelim. Ve ikinci uçak.

Bence komik bir anekdot; hatta başlığı ‘burada da olmaz herhalde’ olabilir. Her zamanki gibi önceden check-in yaptıran birisi olarak cam kenarındaki yerime doğru yöneldim. Tabii yine her zaman olduğu gibi yine birileri orada oturuyordu, hani gelmezsem diye ama ben gelmiştim, hihi. Hangi dilde konuşsam diye bilemeyerekten ingilizce konuşmaya başladım ‘kaaardeşim orası benim yerim’ der gibi bakaraktan. Arkadaş da anlamazdan gelerek ve de zorlayarak en sonunda yine her zaman olduğu gibi cebinden kendi koltuk numarasına bakıp da ‘aaa sorry’ diyerekten yerimden kalktı. Aslında ‘aaaa’ demesinden anlayabilirdim ama yorgunluğun etkisi olacak herhalde anlayamadım, oysa ki defalarca kere de yakalanmışımdır. Hemen arkamdaki sıraya oturdu yanındaki adama yerin ona ait olup olmadığını sordu ki bunu anlayamamak için halen daha ‘how to find your seat for dubbies’ kitabını okuyorsa bilemem 🙂 Bir şekilde anlaştılar arka sıradaki zavallı adamla; tabii bendeniz sürekli konuşuyorum yerimi almaya çalışan arkadaş hakkında. Bi ara arkaya baktım; benimki başına, nefes alamayacak şekilde, ama aliyor olacak ki uçaktan sağ indi, battaniyeyi kafasına kapatmış uyuyordu. Derdi bana düştü ya ara ara arkaya bakıp kontrol ettim nefes alıyormu hala diye. Kanım ısındı herhalde ne de olsa pasaport kuyruğunda beklerken uçaktaki uyuyan güzel önümdeydi, eee ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin. Telefonu çaldı; benimkinin cevap ‘ olum ben geldim, hazır olun’ , offf, ne alaka? Haksızlık bu, heryerde yakalanmak zorunda mıyım? Şu dili tutmayı bir türlü öğrenemedim. Nedir alacağımız ders ; Abu Dhabi’den Bangkok’a giden uçağa benden başka kaç Türk binebilir ki diye sorarsanız bilin ki sizden başkaları da olabilir.

Uçak yolculuklarımda gözlerimi açık tutabildiğim süre boyunca sanki hic film seyretmeyen bir insan gibi üst üste filmler seyrettim; yine ağlayacağım bir film de buldum tabii ki, huyum kurusun. Ayrıca rotayı da sürekli takip ediyordum; rotayi biliyormuş ve bir sapma olursa kaptan pilotu uyaracakmışım gibi dikkatli. Film seyrederken nasıl olur demeyin olur, hele benim gibi aynı anda elli işi yapmaya kalkanlardansanız çok daha kolay olur. Uyurken otomatik pilota devrettim kolaçan görevimi; arkadaki battaniyeye sarılı arkadaş.

Bir tüyo: büyük uçaklara binerken birden fazla kişiyseniz ve ortada üçlü koltuk varsa yerleri yanyana istemektense sıranın iki ucunu tutun. Eğer uçak dolu değilse aranıza kimseyi vermezler, dilediğinizce yayılabilirsiniz, olur da şansınız yaver gitmedi kaderinizin kurbanı olup da her çıkmak istediğiniz an için aradaki kişinin üstünden perandalar atarak kendinizi yormayın. Rica edin yanyana oturmak için, kimse ortada oturmayı tercih etmez ne de olsa. Sorun daha doğrusu sorunlar sunlar ki; aradaki psikopat olabilir, yerini sırf pisliğine vermek istemeyebilir, hadi bu düşük bir ihtimal. Sigortacı olabilir, ve farklı yerde oturunca sonrasında sigorta odemez diye yerini değiştirmek istemeyebilir, bu da çok yüksek olasılıklı bir ihtimal değil. Veya kafasına battaniyeyi çoktan geçirmiş ve uyuyor da olabilir ki bu en yüksek ihtimal en azından o adamla karşılaşmak. Bence denemeye değer derim, uzun yolculuklarda ayakları kaldırıp da uzanmak fena olmuyor business class havasında.

Uçakta karşılaştığım garip bir olay ise şöyleydi; dört kişilik orta gruptaki koltukta soldan sırayla baba, çocuk anne ve yanlarında yabancı bir bayan oturuyordu önümdeki sırada. Hostes, adamın yanına yaklaşıp eşiyle yerlerini değiştirmesini rica etti galiba, eşi de sinirlendi. O kadar sessiz konuşuyorlardı ki anlamak mümkün değil; hostes bir yandan prensiplerinin bu şekilde olduğunu söylerken öbür yandan da adamın hizasında koridorun öbür ucundaki kızları gösterip birşeyler söylüyordu anlamıyor ve çatlıyordum. Neyse en sonunda hostesin dediği oldu tabii ki; istersen kabul etme. Anlamak için bayağı uğraştım ama nafile en sonunda her zaman olduğu gibi yine içimdeki merak canavarına yenik düştüm’ pardon hanımefendi, sorun neymiş acaba’ diye sordum öndeki tek oturan bayana, mahallede devriye gezen polis memuruna ‘ memur bey evladım noolmuş’ diye soran mahallenin muhtarı kılıklı, koltuğun üstüne koyduğu acil bir durumda çıkabilmek için hazırlanmiş, uzun ve koca bedenini ortmese de çekiştire çekiştire giyindiği hırkası ve çorabının üzerine geçirdiği terlikleriyle nefes nefese kalan çekirdekli meraklı teyzeler gibi ‘ memur bey, pardon hanımefendi, anlayabildiniz mi nedir sorun?’ cevap ilginç; koridorun öbür tarafında reşit olmayan iki kız oturuyormuşta, ailelerinden olmayan bir adam yanyana aynı sırada olamazmıs, bu bir kuralmış, şaşırdım!!! Yorum yapamadan kalakaldım.

Ben yolculuğuma geri döneyim ; yaklaştım, çok yaklaştım, Bangkok semalarındayım. Hayatımda hiç bu kadar geniş bir gökyüzü görmemiştim, şansıma mı bilmiyorum gökyüzündeki bulutlar o kadar katman katmandi ki, büyüklüğü beni hayrete düşürdü. Gökyüzü aynı gökyüzü ama sanki orada bambaşkaydı; belki de inişe yakın uyanmam olabilir buna sebep; inişte elektronik araçları kapatalım uyarısı geldi ama bunu resimlemezsem olmazdı; gizli gizli kameraya çektim, fotoğraflar çektim, aramızda kalsın.

Veee sonunda ayak bastım, ordayım, Tayland’dayım, çok fazla birşey anlayabilecek durumda değilim maalesef ama yine de dayanıyorum; bir sonraki uçuş 2 saat sonra; istikamet Samui adası… 2 saatte ne yapılır? Öncelikle pasaport kuyruğunda beklersiniz ve uçakta sizden doldurmanızı istedikleri, ön viza talebi de denilebilir, belgelerle birlikte kuyruğa girersiniz. Bu tür belgelerin hastasıyım ayrı; her zaman merak etmişimdir, ama bu tür meraklarımı gerçekleştiremiyorum, ne de olsa tavşan olarak biraz ürkek bir yapıya sahibim. İşin ucunda da o şirin gibi gözüken sevimli güleryüzlü ama filmlerinden gördüğümüz başınız belaya girdiğinde oldukça korkutucu olan yüzler olunca tırsak oluyorsunuz. :-I Yine de sormadan yapamıyorum, alakasız birşey yazsan ne olacak, niye sorarsın, ona göre mi karar veriyorsun? Yoo ama yine de ilginçtir belki de gelire göre olabilir ama farklı sureli kalma izni veriyorlardı. Önceden ayarladığınız bir otel varsa onun adını söyleyebilirsiniz veya benim gibi nerede kalacağınız belli değilse istikameti de söyleyebiliyorsunuz, buna alışkınlar. Fotoğrafınız çekiliyor ve Tayland’a hoşgeldiniz.

Sesimden

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s