Doğurasım · Genel

Realismo Magico

Realismo Magico tanımını duymama sebep, başımdan geçen tatsız bir olaydı. Ben bu olaydan ve aklımdan geçenlerden bahsederken çok sevdiğim bir arkadaşım, bunun Latin Amerika’daki bir akıma benzediğinden bahsetti, tam da düşünceme uygun bir akım bulmuştum. Düşünce beni çok heyecanlandırmıştı ve doğum günümde de arkadaşımın bana hediye etmesiyle hemmen seyretmek istedim. Tabii ki hemen seyredemedim. Tam 3,5 ay sonra ancak zaman bulupta seyrettim.

Nasıl mıydı? Biraz gerilmedim diyemem hatta bazı sahnelerine bakamadım, her zamanki gibi kulaklarımı kapatıp sahne bittiğinde eşimin beni uyarmasını bekledim. Bu kadar gerilim sahnelerini koymalarına anlam veremedim açıkçası. Konusunu anlatmayacağım tabii ki. Fakat size tarzını anlatabilmek adına şunu söyleyebilirim. Gerçeklik içinde fantastik bir dünyası olan bir kızın öyküsü. İki dünya birbiriyle içiçe, gerçek bir dünyada yaşarken bir anda etrafta beliren garip yaratıklarla ortamın fantastik bir yapıya dönüşmesi ve hemen sonra tekrardan geri dönülmesi. Neyin gerçek olduğuna karar verilememesi ve filmin en sonunda sizin, kendi yaşam doğrularınıza göre bunlardan birini kabul etmeniz.

Film kesinlikle bir çocuk filmi değil, sakın çocuğunuzu alıpta seyretmeyin ama çocuğunuz için seyredin bence, neden mi?

Hiçbirimiz çok ufak yaşlarda başımızdan geçenleri hatırlamayız; 1-2 yaş civarının hiçbirimiz tarafından hatırlandığını duymadım en azından, varsa da çok nadirdir heralde. İşte bununla ilgili bir ara kendimce birşeyler uydurmuştum. Daha bende ne uydurma hikayeler var 🙂

Nisan, herhalde altı yedi aylıktı. Oturduğumuz evi Nisan doğana kadar o kadar seviyorduk ki anlatamam. Karşımızda Eyfel Kulesi, balkonumuz var, kahvaltı ve akşam yemekleri balkonda, evde eğlenceler, film akşamları vs… Nisan doğunca farkettik ki biz bulvarın üzerinde oturuyormuşuz, hatta karşımızdan metro geçiyormuş. Zira bu şehirde yerin üstünden giden sadece iki hat var, evet biri bizim evin önünden geçiyor. O zamana kadar metro bizim için, manzaramızı güzelleştiren, mimarisini beğendiğimiz, önümüzden geçerken bozulma durumunda hele ki evde muzur misafirlerimiz varsa el sallayarak eğlendiğimiz bir taşıma aracıydı. Bir de pencerelerimiz de tek cammış, yani sizin anlayacağınız pimapen yok. Nisan kalfa doğdu, o bulvardan bir sesler gelmeye başladı, anlatamam; akşamları stresten uyuyamıyoruz. Karşımızdan metro bir geçiyor eyvah diyoruz. Bulvardan otobüs geçiyor, çıldırıyoruz, virajı alamayan otobüs kornaya yükleniyor gecenin 12’si, köpürüyoruz. Biz böyle telaşla ah Nisan uyanacak vah Nisan uyanacak dedikçe baktık ki Nisan hiiiç oralı değil. Biz boşu boşuna tedirgin olmuşuz. Mod:mışıl 🙂 Meğersem çocuklar böyle güzel güzel uyumalara da alışıyorlarmış. Rahatladık. Taa ki hesaba katmadığımız birşey olana kadar;

Binamız büyük bir bina olduğu için maalesef zırt pırt bir daire satılıyor ve havalar güzelleşmeye başladığı gibi bütün yeni ev sahipleri başlıyor evlerinde tadilata. Üst katımızda da neredeyse iki senedir süren bir çalışma var, ufak ufak yapılıyor. Aylarca ara veriliyor, sonra yeniden başlıyor. Yine aylar süren bir aradan sonra tam biz kahvaltı ederken kızçeyle, bir anda öyle bir ses başladı ki dedim üst kattan buraya giriyorlar. Kızçe yavrum nasıl korktu, başladı ağlamaya. Ben panik, adam durmuyor, ses dinmiyor. Aldım Nisan’ı ana kucağına çıktım yukarıya. O kadar sinirliyim ki elim ayağım titriyor. Zaten sinirlenmemenize imkan yok zira yavrunuz ağlıyor korkudan. Kapıyı çalıyorum, adam yaptığı işin sesinden kapıyı duymuyor. Adam açmadıkça daha da sinirleniyorum ve tam kapıyı indirecekken kapı açılıyor. Nisan’a da fazla çaktırmamaya çalışarak, nasıl olacaksa, karşıma çıkan doğu avrupalı amcaya kızmaya başladım. Adam anladı benim çığrından çıktığımı, kapıyı yüzüme kapatmaya çalıştı ki ben söyleyeceklerimi bitirmemişim, kapıya ayağımı koyup açtım kapıyı. Adam şokta, o anki halim aşikar. Devam ettim, söylemek istediğim herşeyi söyledim ve çıktım. Aşağı indim, adam bana söz verdiği gibi yarım saat hiç ses yapmadı, biz Nisancıkla hazırlandık ve çıktık.

Sonra düşünmeye başladım acaba Nisan nasıl görmüştü bu olayı , nasıl yaşamıştı? Çok üzüldüm, çok utandım, kızım için yapmıştım aslında bu kadar tepkiyi ama belki de daha da kötü birşey yapmıştım. Her ne kadar sakin konuşmaya çalışsam da yine de o hissediyordu kalp atışımdan göz bebeklerimin büyümesine kadar. Sonra dedim ki belki de o olayı benim yaşadığım gibi yaşamadı. Mesela;

realismo (2)Biz kahvaltı ederken yukardan güzel bir müzik sesi gelmeye başlıyor. Ben sinirli bir şekilde yukarıya çıkmak için hamleler yaparken belki de o beni müziğe doğru dans eden hatta dans ederken eteklerinden çiçekler uçuşan biri olarak görüyor. Ağlaması da henüz konuşmaya başlayamamış olmasından ötürü yukarıya çıkmak istediğini bir şekilde bana anlatma çabaları. Nisan kucağımda yine dans ede ede üst kata çıkıyoruz. Kapıyı çalıyoruz ve güzel melodili bir zil… Biz hiç durmadan aynen devam ederken bir anda kapı açılıyor ve o tombiş, doğu avrupalı adam, tütüsü, yanlış duymadınız balet kıyafetleriyle, dans ederek kapıyı açıyor. Bir anda kapı açılınca, müzik bitiyor ve biz şaşırıyoruz ama adam o kadar çok çalan müziğin etkisiyle kendinden geçmiş ki , dans etmeye ve kendi etrafında dönmeye devam ediyor. O dans ettikçe biz alkışlıyoruz. Ne benim adama kızmalarım ne de sinirlenmelerim var sahnede. Adam, durmaksızın dans ediyor, o dans ettikçe Nisan gülüyor, ben alkışlıyorum. Ve sonunda adama teşekkür edip ayrılıyoruz.

İşte buydu benim realismo magico yorumum.

Biliyorum komik geliyor kulağa ama neden olmasın? Belki belli bir yaşa kadar gerçekten bebekler olayları olduklarından bambaşka bir şekilde görüyorlar ve yaşıyorlar. Büyüdükçe, yani hatırlayabilecekleri yaşlara geldikçe o güzellikler unutuluyor ve herşey doğru haliyle görülüyor. Aslında kim bilir belki de doğrusu budur ve bizler maalesef dünyanın bu güzel hallerini görmekten yoksun kalıyoruz kötülüklerle körleşen gözlerimizle.

Hepinizin en güzel realismo magico dünyasını yaşaması umudu ve dileğiyle.

Sevgilerimle.

Sesimden

Advertisements

One thought on “Realismo Magico

  1. Yüreğine, bileğine sağlık. İnsan, yaş aldıkça ,toplumun genel davranış kalıplarına göre algılayıp tek tipleşlemeye başlıyor. Çocukluğumuzun safiyane ve dahiyane algılayışı ve yaratıcılığı zamanla eriyip yok oluyor: olgunlaşma. Böyle mi olmalı?

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s