Genel · Tayland

Samui Adasından Enstantaneler

Denizkenarında ilginç yemekler var; ızgara tavuk satanlar, seyyar noodles satanlar, çeşit çeşit meyve ve sularını satanlar. Giysi satanlara da rastalayabiliyorsunuz tabii. Üstlerine geçirip sattıklarını, podyumda gibi yürüyorlar. Önceleri anlamıyorsunuz bu insanlar niye durup durup farklı kıyafetlerle geziyorlar diye, sonra olayın derinine inince, yani sağa doğru ilgili kişileri seyredince çok zor olmuyor derin kısmına ulaşmanız. Elbiseleri üstüste denizkenarında bir köşeye koymuşlar, köşelerinde değiştirip şov yapıyorlar. Bütün dünya renklerine rastlayabilirsiniz orada.

P1020907Yorgunluktan bitap düştüğümü anladığımda zaten uyuyup uyanmıştım bile. Rüzgar ki neyseki vardı, öyle tatlı tatlı esiyordu ki şemsiyenin altında biraz içim geçmiş, bir saat kadar. Uykuda zaman kaybetmenin telaşıyla hızlıca yerimden kalktım ve aniden yerimden kalkmanın etkisiyle başım dönerek tekrardan yerime oturdum.

Bir sonraki etap masözlerin araştırılması; denizkenarı boyunca her yirmi metrede bir masaj yapılan üç dört kişilik bölmeler var. Bölme derken üç dört kişiyi alabilecek kapasitede şiltelerin dört bir yanından çıkan tahta direkler ve kenarlarından sarkan tüller.

Birbirlerinden çok farklı olduğunu söyleyemeyeceğim, bu insanlar zaten bunu bilerek doğuyorlar, onun için de çok fazla farketmiyor, doğuştan yetenekliler. Siz gözünüze kestirdiğiniz birine gidebilirsiniz, yanılma olacağını sanmıyorum. Oteller haricinde bildiğiniz bir yer değilse çok fazla kapalı ortamda masaj yaptırmayın bence, yani ben cesaret edemedim.

Denize gelince yineliyorum, gelinen döneme yani ayın durumuna göre oldukça dikkat etmek gerekiyor, zira gelgitlerden dolayı öyle oluyor ki suyu arada bulasın. O canım güzelliklerdeki denizler bir de bakıyorsunuz ki yok olmuş, yerini uzunca yürüme parkurlarına bırakmış. Neymiş efendim beline kadar bile gelmeyen bir suda denize girebil diye. Pıff, ben Paris’te Seine nehrinin kıyısındaki yüzen havuzlarda da belime kadar suya girebilirim ki yalan, giremem. Üçyüz kişinin girdiği, zavallı Paris ahalisinin bir gıdım güneş görüp de faydalanmak için doldurduğu inanılmaz ortamlar. Paris’i özledim zannetmeyin, yaaa nerden geldi aklıma Paris? Hayır hayır şu anda tatildeyim ve güneş var gerçek güneş var, truman show’daki gibi yalancı güneş değil, uzun süre kalanlarından. Neyse deniz yakınlardayken diyecek yok.

Yemeklere gelince, dikkat edilmesi gereken, sokaklardan da yiyebilirsiniz tabii ki fakat bilin ki garantisi yok. Şöyle ki; mideniz hassassa diğerlerine dokunmayan şeyler sizlere dokunabilir. Taylandlıların kolaylıkla yiyebildiği birçok şeyi siz ağzınıza bile süremezsiniz. Bir ara gerçekten ağızlarının içinin tenekeden olduğunu düşündüm; insan evladı bunu nasıl yer, açıklayın bana. Daha ilk teşebbüsümde vazgeçtim.

Kosamui’de güzel ve şık bir restoranda yemek isterseniz tavsiyem Dining On The Rocks; yerlilerin çok geldiği bir yer değil, fakat yemekler çok lezzetli. Birkaç çesit noodles denedim ve yalnızca onunla da kalmadım, ahtapot ve bilumum deniz mahsulünu tattım, hepsi birbirinden güzeldi. Diyeceksiniz ki tatilin etkisi de vardır. Eminim ki vardır fakat yalnızca bu olamaz. Dikkat etmeniz gereken acı miktarı. Her ne kadar acıyı çok severim acıya dayanıklıyım deseniz de önce birkaç defa acı eşiğinizi bir de burada test edin. Maalesef az da olsa acılı isteyip efendiliğinden acı çeke çeke gözlerinden her lokmada acılarla yaşlar akan ve ancak zorumla tabağını değiştirten sevgili arkadaşlarım da var. Siz siz olun önce deneme çalışmaları yapın. Hatta aynı lokantada tanıştığımız Sri Lankali bir arkadaş kendilerinin memleketinin acı memleketi olduğunu zannettiğini fakat buraları gördükten sonra taylandlıların hakkını vermek gerektiğini söylemesi ile olayın ciddiyetini anladım. Diyeceksiniz ki arkadaşının gözyaşları yetmedi mi? Olsun yabancı biri teyit edince daha bir emin oluyorsun, en azından benim için öyle oldu.

Tatlı olarak mango sticks tavsiye ederim;IMG_2585 sıcak ama meyveli olduğu için de bir o kadar rahatlatıcı bir tadı var. Kahve sunumları da çok nazik. Zaten bütün adada bollukla bulunan çiçekler sebebiyle her köşe başında içi su doldurulabilecek her kap, kavanoz vs… içinde su ve o güzelim çiçeklerden var, hayran kalmamak imkansız. Hatta otel odalarında; yatağınızın başucunda, banyoda kuvetin yanında, lavaboda sabunun yanında, odanızın girişinde… Otelin bahçesinde çiçek ağaçları var ve sabahları görevliler tarafından uzun sopalarla çiçek ağaçlarının üzerlerindeki en güzel çiçekler toplanıyor.  Bazı restoranlarda masalara konulan çiçekler toplanıp yine suyun içinde bekletilip ertesi güne de tazeliğini koruyabilsin diye saklanıyor. İnsan ister istemez bu kadar ince düsünülüp yapılan güzellikleri görünce nasıl olur da başka yerlerde bu kadar kötü şartlarda olabiliyorlar, neden o yaşadıkları alanları da benim kıstaslarıma göre minimuma çekmiyorlar dedirtiyor.
Konuyu fazla dağıtmadan devam edeyim. Yerde oturup yemek yemek isterseniz, önerebileceğim bir yer var ki orada da mango with sticky rice‘i oldukça güzel yapıyorlar. Six Senses Samui Restorani. Ve yine noodles’larda batıda yediğiniz noodles’lara nazaran son noktalardan biri burada. Fiyatlar gayet uygun, hizmet gayet tatmin edici.

Masajlara gelince, bu adada kesinlikle deniz kenarında masaj yaptırın. Fiyatları uygun, denize nazır masajınızı yapıyorlar, farklı farklı sizin seçeceğiniz kokulu kremler eşliğinde. Tabii isterseniz kokusuz tayland masajı da yaptırabilirsiniz fakat bilmeniz gereken şeyler var; hazırlıklı olun. Tayland masajında krem yok, kesinlikle yumuşak bir masaj olmadığını belirtmek isterim. Hatta masaj esnasında alınan pozisyonlara dışarıdan baktığınızda yağlı güreş yapılıyormuş gibi düşünebilirsiniz. Tek fark; yağ olmaması.

Pozisyonlardan birini anlatmaya calışacagım; o ufaçık çelimsiz gözüken hatun size bağdaş kurdurup ellerinizi ensenizde birleştirmenizi istiyor. Arkanıza geçip bacaklarını iki yandan açıp sizi çevreliyor. Birleştirmiş olduğunuz kollarınızın dışından kendi kollarıyla sarıp kollarınızın arasından geçirip ensenizde birleştiriyor; anlayacağınız güreşteki kurt kapanı. Önce sağ bacağını bağdaş kurduğunuz bacaklarınızın arasına sokup sizi sola doğru tabiri caiz ise katırdatana kadar geriyor; çıkan sesleri siz tahmin edin. Sonra da aynı işlemi ters tarafa doğru yapıyor. Düşününce vahşice gelebilir ama korkulacak birşey yok, Cem Yılmaz’ın Şahan ile yaptığı sahte hoca skecinde dediği gibi. ‘Korkulacak birşey yok evladım’ hatta sonrasında gençleşmiş ve yorgun olacağınızı tahmin ederken dinlenmiş oluyorsunuz.

Yüz, ayak ve bilumum masajları denemelisiniz bence. Ben hepsini denedim diyebilirim, her çeşit yağ ile. O muazzam kokuları siz de duymalısınız.

Güzel olanlardan birini daha aktarayım sizlere; yüzüstü yatmış sırtınıza masaj yapılırken başınızı koyduğunuz o deliğin altına tam yüzünüzün olduğu yerin hizasına yere bir kap içinde suda yüzen çiçekler koyuyorlar ve oradan güzel güzel kokular geliyor. Benim gibi uyursanız masaj yapan kişi sizi uyandırmak için biraz uğraşabilir; upss.

Sayemde ilginç tepkilerle karşılaşan tayland halkı ya da o kadar abartmayayım sadece bana masaj yapanlar, eminim ki benden sonra masaj yapacakları kişilere özel bazı sorular soracaklardır. Misal; klostrofobiniz var mı? Veya uyku esnasında garip sesler çıkarır mısınız? Sorun bir neden, ama sorun. Normalde uyurken garip sesler çıkaran bir insan değilimdir ama nasıl derin bir uyku ise benim daldığım veya ortamın ya da masajın etkisi mi bilmiyorum, bir anda sanki ruhu bedeninden çıkmış bir insanin tekrardan ruhunun içine girmesiyle, ünlü ‘ghost’ filminde Whoopi Goldberg’un başına geldiği gibi can havliyle alınan derin bir nefes gibiydi. Kadıncağız kalp krizi geçiriyordu.

Başka bir seferde ise yüzüme yapılan o güzel masajın etkisindeyim. Bir ara hatun uzaklaştı, gözlerim kapalı bekliyorum. Bir anda yüzüme buz gibi  ıslak bir havlu koydu, masajın parçasıymış aman ne hoş. Nefesim kesilecek gibi geldiği için bir anda o havluyu alıp fırlatmam bir oldu, upps. Ayıp oldu biraz ama ne yapayım, gerçekten elimde değil. Ben ki televizyonda sualtı programlarını bile seyrederken daralan ve sırf bu yüzden sualtına tüple dalamayan bir insanım, ne gelir elden?
Ama dalmak isteyen ve sualtı mükemmel güzelliklerini görmek isteyenler varsa benim yaptığım adaların dışında Tao adasını da şiddetle tavsiye ederim.

Kaldığım otelin en güzel özelliklerinden biri de balkonlarında pervane olmasıydı. Keyif yapmak için çıktığınızda, elinize içkinizi almışsınız, manzaraya karşısınız veya otelin avlusuna. Akşamüstü sizi rahat bırakmak istemeyen arkadaş canlısı yaratıklar olabilir, misal sinekler. Pervaneler olunca nedense yanınıza yanaşamıyorlar. Uzaktan sizi gözlerine kestirip yaklaşmaya calıştıkları gibi pervanenin yörüngesine girip amele burun pisliği gibi oraya buraya savruluyorlar; rahatsınız. Eğer ki pervane yoksa başka yöntemler de var, misal spreyler, sinekleri önleyici bilezikler veya daha da iyisi özel tütsüler. Niye daha iyisi diyorum, çünkü vucudunuza kimyasal birşey sürmüyorsunuz. Kimyasal olmayıp doğal olanları da var tabii bu ürünlerin ama yararsa ne ala. Yine de onları da deneyin. Ama gitmeden önce kesin kendi bulunduğunuz ülkeden alın, zira arkadaşların tenine göre yapılmış olan bu ülke ilaçları ise YARAMIYOR. Ben denedim.

Akşamlari çıkıp merkezde bir dolaşın derim. Ne de olsa buraya heralde yalnızca otellerde kalmaya gelmediniz. Dışarlarda yediklerinize dikkat edin; ben sokak satıcılarından yiyecek birşey alamadım, midem biraz fazla hassas ama siz derseniz ki amaaan noolcak, yürüyün derim; ben oturdum. Tuk tuk‘a binin çünkü çok eğlenceli ve Bangok yerine böyle daha az trafiğin olduğu yerlerde binilmesinde fayda var. Açıkta olduğunuz için egsoz dumanı aynen ciğerlerde. Ko samui de trafiğin az oldugu yerlerden, nispeten. Ya da minibüslere binebilirsiniz, ama unutmayın ki bunların hepsi için pazarlık yapacaksınız. Yaptığınız pazarlıklar komik meblalar ama bir zaman sonra olay oyuna dönüşüyor ve sizi girdap gibi içine çekip hapsediyor. Pazarlık bitiyor, bir bakıyorsunuz elli kuruş için çenenizi yormuşsunuz. Değer mi diye sormayın, kendinizi suçlamayın. Bu kendinden gelen birşey ve gidene kadar da kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Hatta dönüş yolunda havaalanında bile aklınızdan geçmiyor değil. Meraklanmayın, geçici.

Minibüslere gelince, yalnızca denemek için binin. Yaşam stili haline getirmeyin, gerekirse araba kiralayın, kendi arabanızı, direksiyon sağda da olsa, dikkatlice kullanın. Adamların o minibusleri nasıl kullandığını, hala bunların tedahülden nasıl kaldırılmadığını, bu adamların ehliyetlerini nereden aldıgını, kuralların olup olmadığını sorgulamayın. Bu bir macera yolculuğu, denenmeli. Pencereleri olmayan, oturma yerlerinin olduğu üstü kapalı bir kamyonet. Emniyet kemeri elinizle tuttuğunuz bir zincirden ibaret, sorgu yok. Eğlenmenize ve keyfinize bakın; iyi yolculuklar.

Merkezde yapacağınız alışverişlerde de pazarlık yapabilirsiniz, hediyelik eşya veya ne isterseniz. Merkezdeki cadde boyunca her türlü mağazayla karşılasacaksınız. Bu arada özellikle gitmek istediğiniz bir yer vardır da elinizdeki haritadan yerli birilerine göstermesi için soru soracak olursanız adamların bulamamasına şaşırmayın. Ben düşünmeden adamlara açık adresi bile göstermeme rağmen anlamayıp anlatamamalarına anlam verememiştim. Oysa ki adamların alfabeleri farklı; ismi siz o şahane aksanınızla telaffuz etmediğiniz müddetçe hayatta anlatamazlar. Adamlar haritayı öyle çeviriyor, böyle çeviriyor olmuyor. Cümle kurmayı unutun, o okullardan kalma “can you please help me…” yok öyle. Go hotel… Car… Water… Money… En sonuncusuna bayılırlar. İşin kötüsü ise hep bir cevapları var, bilmemek yok. Onun için gideceğiniz yere ulaşmak için aynı yerlerin önünden defalarca geçip ulaşamayabilirsiniz. Bunlara gülüp geçmeyi bilin, eğlenmeye ve böyle anılara gülmeye geldiniz siz buraya ve bunun gibi daha birçoklarına.

P1020655 (2)Adada şelale görmek isterseniz benim denediğim bir şelale var ama şelalenin sonuna geldiğinizde bunun daha devamı da vardır diye kendinize sormadan yapamıyorsunuz. Hatta başkalarına da sorup daha da ileriye gitmis olanlardan cevabınızı alyorsunuz. Orası yolun sonu. -Üç beş metreden, üjmü bej mi, aman ne farkeder, aşağı düşen şiddetli bir su. Kesinlikle görmek isterim derseniz ve yarım saatlik tırmanma yolunu başarıyla tamamlayabilirseniz kesinlikle suyun altına girin; buz gibi. Şiddetinden başınız ağrıyabilir, o derece. Sırtınıza bıçak gibi saplanabilir sular. Ama o çıkış yorgunluğunu ve terlemesini ancak bu şekilde atlatabilirsiniz. Yukarıya çıkmak için çok güneşli olmayan bir günü seçin, tabii şansınız varsa.

 

Dediğim gibi çıkış yorucu ve yanınıza almanız gereken olmazsa olmazlar;
Küçük bir sırt çantası, oldukça hafif, su veya enerji veren az şekerli bir içecek,Şekeri bol olursa terleyince yapış yapış olmayın, suyun altına girdikten sonra üstünüzü değiştirmeniz için yeni mayolarınız, havulunuz yine en incelerinden ve ve ve hem suda hem de karada giyebileceğiniz, hovercraft misali, hafif ayakkabılar. Unutmayın ki bu ayakkabılarla suda da gezdiğiniz için ve maalesef fazla hava almadıgı için koku yapıyor. Şampuanlarla yıkadım, parfum sıktım, eh biraz ama yine de maymunların bile ilgisini çekmeyecek kadar kötü hal alıyorlar iki hafta sonunda. Ama o kadar kullanışlılar ki atamıyorsunuz da, taa ki dönüşe geçene kadar. İtiraf ediyorum; bu yolculuğa çıkarken oradan oraya sürekli gezinilecek olmanın verdiği stresle kabin bavulu aldım yanıma. O bavulun içine nasıl sığacağımı günlerce düşündüm, hatta rüyalarıma girdi. Ben ki İstanbul’a bile giderken haftasonu için büyük bavul alırım, nasıl yapacaktım. İşte sırf bu ve bunun gibi birçok sebeplerden çok şirin olduğunu düşündüğüm bu ayakkabıları yolda giymek için planlamıştım ki iyi ki planlarımı gerçekleştirmemişim. Zira iki hafta sonunda bu ayakkabıları elinizle bile tutamıyorsunuz, belli bir uzaklıktan gardınızı alıp usulca bakterileri uyandırmamaya çalışarak elinize aldığınız bir sopayla tutarak çöpe hızlıca bırakıp kaçıyorsunuz. Tabii ilkine yaptıklarınızı gören ayakkabınızın diğer eşi sizden önce davranıp size kokusuyla saldırıp bayıltmaya çalışabilir, hazırlıklı olup ondan da kurtulun. Hatta onları çöpe attığınızı gören de olmamasına dikkat edin, çevreye zarardan ülkeden çıkartmayabilirler sizi, anlatamazsınız, votır motır dinlemezler ki ben bu ayakkabıları dönüş yolunda giymeyi düşünmüştüm. Beni kararımdan caydıran arkadaşlara tekrardan teşekkürler. Uçağa almazlardı, kamikaze derlerdi, zaten ben de uçağa binemeden bayılmış olurdum. İki hafta boyunca sizi birçok kötülüklerden ve olası olmayacaklardan kurtaran bu arkadaşlarla vedalaşın. Güle güle pis kokulu ayakkabılar; size güzel bir tatil diliyorum.

Ko Samui’den son olarak aktarmak istediğim ki belki de bazıları için en keyifli, en romantik ve en mistik olanı olacaktır; dilek mumları;

Sahil boyunca satılan bu mumlar o bildiklerinizden değil. Neredeyse boyunuzca, yanmayan … kağıttan yapılmış bir silindir. Alt tarafında ise yanan kısmın tutturulduğu yine oldukça hafif bir bölme. Dileğinizi veya dileklerinizi tutup adamın alttan hazneyi yakmasıyla gösteri başlıyor. Isınan havayla dolan silindiriniz yavaş yavaş elinizi zorlamaya başlıyor. Zorlamak deyince öyle halter kaldırıyormuşsunuz gibi bir güç beklemeyin. Bu daha çok elinizin boşlukta olmasıyla saç kurutma makinenizin yarım metre kadar önüne elinizi tuttuğunuz andaki güç kadar. Sonrada dileğinizle birlikte bu koca silindiriniz de göğe doğru yükselmeye başlıyor. Uçuyor, uçuyor, uçuyor, taa ki gözden kaybolana kadar. Eğer ki rüzgarsız bir günse dakikalarca yükseldiğini ve uzaklaştığını görebilirsiniz. Öylece onu seyretmek kendinizden geçiriyor kendinizi. Hipnotize olmuş gibi gözünüzü ayıramıyorsunuz, hatta bulutların arkasında kaybolurken yavaş yavaş hala, a gördüm, a gördüm diye sayıklıyorsunuz. Bir değil birden fazla dileğiniz de olabilir veya bütün istekleri yerine gelmiş birisi olarak sırf zevk olsun diye de yakabilirsiniz. Doğruyu söylemek gerekirse ne kadar çok dilek mumu olsa görüntü o kadar güzel oluyor. Gökyüzü ışıklarla doluyor. Gözlerimi kapadığımda hala silindirimin uçtuğu ve yükseldiği ve yavaş yavaş kaybolduğu anlar gelir aklıma, uçmak istemiştim ben de onunla.

IMG_2661

Eşyalarımı toplayıp otelin ayarladığı araçla o hayatta gördüğüm her tarafı açık en ilginç havaalanına geldim. Gündüz gözüyle gördüm ki havuzlar,bahçeler, rengarenk bir ortam. Görülmesi gereken bir yer. Komik, renkli ve yine her tarafi açık arabalarına binip rengarenk bir uçağa yaklaşıyoruz. Oldukça renkli bir tatil, yaşasın; istikamet ko phi phi.

Bindiğimiz uçağın rengarenk olmasının dışında bir başka özelliği de pırpır uçak olmasıydı. Özel jet gibi olduğunu söyleyebilirim, heralde birazda öncesinde binmiş olduğumuz dev gibi Ethiad havayollarının uçağından inmek de olabilir. Tavsiyem kesinlikle objektif hızı düşük olan bir fotoğraf makinesiyle, misal telefonunuzla, birkaç poz çekmeniz. Pervane palalarının kırık gibi gözüktüğü canavarımsı görüntü karşısında hele bir de aşağıdaki mükemmel ada görüntleriyle eminim ki benimkilerinden daha da güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Cam kenarında olmaya bakın ve o güzelim adalara yukarıdan bakın, cenneti yukarıdan görün, yeşilin maviyle, turkuazla buluşmasına yukarıdan şahit olun.

Sesimden 1

Sesimden 2

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s