Genel · Tayland

Phi Phi adası

Krabi Havaalanına indiğiniz gibi çevrenize üşüsen kalabalık en çok yapılan istikametlerden biri olan kho phi phi ye gidiş biletini satmaya çalışacaktır. Fiyatlar birbirinden çok farklı değil, onun için çok da endişelenmenize  gerek yok. Ufak bir minibüse binip akabinde deniz otobüslerinin kalktığı limana geliyorsunuz. Lüks birşey beklemeyin. Geldiğiniz gibi biletinizi onaylatıp civarda dolanın. Nakit para taşımanızda fayda var. Açıkcası türk kartlarımla harcama yaptım çoğunlukla ve ne komisyon ödedim ne de kur farkından dolayı kazıklandım. Deniz otobüsünün içinde genelde turistler olmak üzere her telden insanla karşılaşabilirsiniz.

Adaya indiğinizde ada temizliğine katkı ismi altında bir para ödüyorsunuz, şaşırmayın, herkesten alıyorlar. Bu geldiğiniz ada unutmayın ki 2004 senesinde olan tsunami sonrasında maalesef yerle bir olup o göreceğiniz bütün güzelliklerin sular altında virane bir şekildeydi. Toparlanması için çok çalışılmış, halen daha uğraşılıyor. Umarım o verilen paralar doğru yerlere gidiyordur. Eminim ki burada da maalesef dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bu iş için ayrılan paralar başka yerlere kaçıyordur diyelim, ayıp olmasın. Böylesine güzel bir ada ben ilk defa görüyorum ama başkalarının söylediğine göre bu ada bile bozulmus. Bozan da kendileri, kıymetini bilmediklerini düşünüyorum. Kanalizasyonların bazı yerlerde iyi olmaması sebebiyle sahil yolunda yürürken kötü kokularla karşılasabilirsiniz.

Otel olarak bizim kaldığımız oteli tavsiye ederim, tabii ki ilk gece kaldığımız değil, hatta kesinlikle kalınmaması gereken oteller listesinde olması lazım. Fiyatı ortalama otellerden biraz daha az olmasına rağmen Tayland otellerine göre kalite olarak çok da tavsiye edemem. Karşılanmanız gayet güzel fakat odaların iç dizaynı hiiiç ama hic güzel değil. Tavsiye etmediğim bu otel hakkında çok konuşmayacagim. Sadece adını bilin yeter; Phi Phi Villa Resort.

Bu adanın özelliği adanın yerlilerinin çoğunluğunun müslüman olması ve adada cami olup ezan okunması. Ezan sesini duyduğunuzda çok garip hissedeceksiniz kendinizi ama bizim ülkemizdeki kadar sık okunmuyor ama başladımı üstüste iki defa okunuyor, duymadım diyen olmasın diye zaar 🙂

koh_phiphi-01Adanın şekli ince bir kara parçasıyla ayrılmış iki ada şeklinde. Deniz otobüsleri adanın bu ince kara parçasının bir tarafına yanaşıyorlar, diğer tarafı sahil. Adanın sağ tarafına doğru gittikçe adanın merkezi boyunca yol alıp sonrasında sahillerine varıyorsunuz. Bu sahilin sonuna geldiğinizde ise ki benim kaldığım otel bu sahilin sonundaydı, devamına geçmek için patika yollardan geçmeniz veya long tail denilen ünlü uzak doğu teknelerine biniyorsunuz. Ön tarafı çiçeklerle süslü, uzun bir kuyruk motoru olan ki bu sayede rahatlıkla derin olmayan yerlere gidebiliyor, üstü derme çatma bir brandayla kapalı on kişiye kadar kapasitesi olan bir tekne. Eminim ki bir sürü hatıra fotoğrafı çektireceksinizdir, ne de olsa buranın sembollerinden, kartpostallerinden bir tanesi. Buraya kadar gelipte binmemek olmaz. Geçtiginiz taraftaki sahilin adı long beach. Bir sahil bu kadar mı güzel olur. Denizin rengi, hemen karşısında gördüğünüz o çok ilginç biçimli ada manzarası ki bunun hangi ada olduğunu daha sonra söyleyeceğim, arkanızdaki yeşillikler, kumun kalitesi, …vb

Adanın diğer tarafında da oteller var fakat bu tarafta olduğunuz süre boyunca her tarafa ulaşımınız çok daha kolay olacağından tavsiyem bu tarafta kalıp gerekirse long taillerle diğer tarafa geçmeniz, zira geç saatte otelinize dönmek çok pratik olmayacaktır. Genel olarak bütün atraksiyonlar bu tarafta, özellikle long beach. Bu adanın kesinlikle yapılması gerekenleri maskeyle dalmak, hemen karşısındaki adalarda suya girmek, maymunlarla tanışmak, gece gösterilerini seyretmek, masaj, meyve sularını tatmak…

img_2726-2Kalınacak otel, sahilin sonundaki Bay View Resort. Otel minik evciklerden oluşuyor. Taraça taraça dizaynıyla neredeyse her evciğin deniz manzarası sağlanıyor ama yine de odayı görmek isteyin. Çok yukarılarda da olmasın, inip çıkarken yorulmayın. Otel odanızı adaya gelmeden ayarlarsanız en azından deniz otobüsünden gelip sizi alırlar ve gideceğiniz gün de sizi aynı yere bırakıyorlar, ya el arabalarına bavullarınızı koyup size eşlik ederek veya long taillerle. En kısa mesafeler için dahi kullanabiliyorsunuz bu tekneleri. Otel odalarınızın güzelliği banyonuzdan odanıza açılan bir pencereden denizi de görebiliyorsunuz. Yatağınızdan zaten bütün manzara mükemmel hatta balkondan daha da güzel. Balkonunuzda uzanabileceğiniz şezlongunuz var fakat akşamları uzanabilmeniz için sinek kovucunuz olması şart, onsuz olmaz. Odaların hepsinde klima var, ayarlara dikkat zira dışarı çıktığınızda bunalabilirsiniz, tatilimizi hasta geçirmek istemeyiz değil mi? Hatırlıyorum Guadeloup, Karayiplardeki fransız adaları, ta maalesef hasta olup doktora gitmeden eczaneden aldığım ilaçlarla kendi kendimi iyileştirmeye çalışmıştım, tavsiye etmem, seçme şansınız varsa hasta olmamayı seçin.

Bütün kahvaltılarda olduğu gibi buradaki ortak sorunda, yani en azından benim için, peynirdi. Adamlar bilmiyorlar, yapacak birşey yok. Marketlere gidip de peynir bakmadım mı zannediyorsunuz, yanılıyorsunuz tabii ki baktım ama bakmakla kaldım, ellerim boş döndüm. Neyse ki bütün korkutmalara rağmen yanımda getirmiş olduğum kırmızı mumlu korumalarının içinde ufak ufak tarafımca yenmeyi bekleyen edam peynirlerim vardı. Bana çok fazla dayanmadılar tabii ki ama mahrumiyet bölgesindeymişimcesine azar azar yedim onlardan. Peynirle ilgili en komik anım ise son adadaydı, onu da orada anlatayım.

O güzel odanızda güzel bir güne uyandınız, kahvaltıya in ve taze meyve sularınızla, taze meyvelerinizle güzel bir kahvaltı edin. Hatta cesaretlilerine kahvaltıdan önce turkuaz kumlarda suya girmelerini ve kısa bir duş aldıktan sonra geçmelerini tavsiye ederim kahvaltıya.

Günü öldürmeden kumsala koşun. Bu adanın tartışmasız en güzel kumsalı long beach. Genelde yabancı turistlerle dolu olan kumsalda dünyanın her köşesinden insanları görebilirsiniz. Suyun rengi gerçekten görülmeye değer. Buranın özelliği suyun çok geçmeden derinleşmesi. Yüzmek oldukça zevkli bu cennet parçasında. Kesinlikle deniz kenarındaki kafelerde o güzel yemeklerden yiyin. Ben genel olarak çeşit çeşit noodles yedim, tavuklu, deniz ürünlü, sebzeli ve hatta içinde kavrulmuş yer fıstıkları olan. İçecekler konusunda da buradaki bütün meyve kokteyllerini tadın derim. Çeşit çeşit meyvenin birleşiminden meydane gelmiş inanılmaz tadlar, özellikle karpuzlu olan meyve sularına bayılacaksınız. Ve tabii ki masajlar. Burada da hemen kafelerin yan tarafında biraz yukarıda masaj yapılan yerler bulunmakta. Hergün farklı bir masaj yaptırın bence, gençleştiğinizi farkedeceksiniz. Şahsen ben hiç bu kadar çok masaj yaptırmamıştım.

Akşam yemeğinizi de bu tarafta yiyebilirsiniz, buradaki restoranlarda. Dönüşte ise o patika yoldan geçebilirsiniz otelinize veya yine bir long taile binerek tamamlayabilirsiniz o günlük serüveninizi. Ama unutmayın ki gün batımında ormanlık alanın içinde olmayın, zira sineklerden rahatsiz olabilirsiniz. Mümkünse direkt denizin içinde olun.

Yemek yiyebileceğiniz bir başka restoran da otelin restoranı. Kumsalda ayaklarınız kumun içinde, deniz manzarasıyla mum ışığında lezzetli balıklar yiyeceksiniz. Hatta balıkları akvaryumun içinden bizzat siz seçiyorsunuz. Deniz ürünlerinin hepsi taze, hepsi lezzetli.

Burada yiyeceğiniz lezzetli yemekler sonrasında da tavsiyem ateş gösterilerini seyretmeniz. Otelin olduğu kumsalda yürümeye başlayın ve merkezden geçerek adacıkları birleştiren o ara kumsalın diğer tarafındaki bölüme geçin. Orada bu ateş gösterilerinin bence son noktasını göreceksiniz. Birçokları aynı şeyleri denerken bu tarafta bu gösterilerin asıllarını göreceksiniz. Gerçek ateş oyunları, Has, Öz, Hakiki, ne derseniz deyin ama böylesini görmemişsinizdir. O ateş toplarıyla ipin üstünde altında, elinde, ağzında, ayağında vücudunun bi uzvu gibi kullanışlarına hayran kalacaksınız. Müzikle senkronize hareketler ve gündüzcesine yanan sahil boyunca içkileriniz elinizde yudumladıktan sonra dönüş yoluna geçerken bence turlara bir uğrayin. Hatta kendinize özel tura çıkın. Şöyle ki;

Tüple dalmak isterseniz burada her köşe başında turlar var veya dalma okulları da var. Dalmak istemezseniz tüple, maskenizle de görebilecekleriniz karşısında şaşırmayın. Hatta bazen öyle ki suyun dışından bile baktığınızda rengarenk balıkları ve mercanları görebilirsiniz.p1020904

Genelde götürülen yerler çok değişmiyor. Ama buraya kadar gelmişken kaçırılmaması gerekenler; Leonardo di Caprio’ nun Plaj Filminin çevrildiği Maya Plajı. Olabildiğince erken saatte gelmeye çalışın, zaten özel tur isteyince hangi sırayla gidileceğine siz karar veriyorsunuz.

Bütün turların önerdikleri güzergahlar neredeyse birbirinin aynı ama önemli olan erken çıkabilmek. Belli bir saatten sonra hızlı botlarla gelen yüzlerce insanla o cennet köşelerinde yürüyecek yer bulamıyorsunuz. Hatta iki ayrı sabah dahi yapabilirsiniz. Misal bir gün filmin çekildiği plaja gidersiniz ki ben maalesef burayı görmek istediğim gibi göremedim. 300 günübirlikçi çoktan plaji keşfetmişti. 300 günübirlikçinin gelme saatine yakın plaja doluşan satıcılar da cabası. Onlardan önce siz keşfedin. Turkuaz denizin en güzel olabileceği yeri görün. Sanki çevresi kapalı bir göl gibi gösterilen plajın o görünümüne siz de şahit olun, film hikaye böyle bir yer yok. Orası bildiğiniz deniz, göl değil; şaşırmayın.

p1020885Hemen bu adanın yanında dalınan ve maskeyle suyun dibini seyredebileceğiniz bir yer var. Aslında denizin dibini seyretmek için maskeye de ihtiyacınız yok. Tekneden bakınca zaten hepsi gözüküyor; nemolar mı ararsınız, palyaço balıkları mı, renkli yılan balıkları mı. Korkacak birşey yok, onlar sizden korkuyorlar. Ve mercanlar. O güzelim mercanlar, rengarenk. Onlar sayesinde o güzel beyaz kumların olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. O renkli mercanlar öldüklerinde bembeyaz oluyorlar ve dalgalar, tuz ve güneşin de etkisiyle parçalanarak bembeyaz kumlar oluşuyor. Tabii geç kalmamışsanız ve ters rüzgar da yoksa. Maalesef karaya doğru esen rüzgar olduğunda suyun üstünde çalıçırpı dolu olabiliyor, umarım şansınız yaver gider de deniz sakin olur.

Bir de arada bir koy var ki işte orası bence en ama en güzeli, görülmeli. Dar bir boğazdan geçerek içeri giriyorsunuz ve içeriye bir kere girince çıkmak istemiyorsunuz. Biliyorum birçok yer için benzer şeyleri söylüyorum ama ne yapayım burası öyle bir yer; her köşesi ayrı bir cennet.
Koydan içeri girdiğiniz anda burnunuza güzel ot kokuları geliyor. Çevredeki kara parçalarının her tarafından fışkıran yeşilliklerin suya yansımasıyla suyun rengi zümrüt yeşili. Bir süredir teknenin içinde biraz da yanındaki çenesi düşük kaptanın anlattıklarından kafan şişmiş şekilde ciğerci dükkanına bakan kedi gibi sulara bakarken bir anda motor sesinin durmasıyla durağınızın burası olduğunu anlıyorsunuz ve sanki daha yarım saat önce suda değilmişsiniz ve belki de hatta hayatınız boyunca hiç suya girmemişsiniz gibi kendinizi o suya atıyorsunuz. Şanslıysanız sessizliğin sesiyle dinlenirsiniz.

Tabii bu yolculuğumun da ilginç bir kaptanı vardı her köşede karşıma çıkan komik yerliler gibi. Ortak dilimiz tarzancaydı. Dedim ya öyle güzel cümleler onlara göre değil, daha çok vücut dilini kullanıyoruz yerlilerle, yüksek sesle ve bol bol para, su, güneş kelimeleri geçen. İşin kötüsü önceki zamanlara nazaran daha az güleryüzlülermis; ben öncesini bilmediğim için yorum yapamayacağım. Bir daha gittiğimde karşılaştırabilirim, o da en az beş sene sonra olur heralde.

Hayır anlasam her söylediğini sorun yok, ama uzatmamak için çoğu zaman anlamış gibi yapıyorum, zaten o da çok yormuyor kendini anlatmaya çalışmak için. Grupta adamın her söylediğini anlamaya çalışanlar da vardı ki işte o zor. Birkaç defa uyarmaya çalıştım, hava sıcak dedim, kafanı yorma bu sıcakta dedim ama dinletemedim. Olayı tam olarak anlamaya çalışıyordu. Akıl vermeye çalışacak belli ki sonunda ama verdiği akılları anlatabilecek veya akıl isteyen de yoktu zaten; adam laf olsun diye anlatıyor yoksa bizi kendine yakın gördü de, ışığın peşinde koşayım düşüncesinde hiç değildi, hatta eminim ki herkese aynı hikayeleri anlatıyordur. Yalnızca bizi oyalama düşüncesinde, ne yapsın ekmek parası; bu arada doğrudürüst para da değil; 1500 baht, artık bahtınıza ne çıkarsa.

Turlar bittikten sonra geliyorsunuz yine ünlü long beach’inize, yani ben oraya geldim. Hemen suya attım kendimi, çıkınca meyve suyumu içtim ve bir gölgede bir saat kadar kestirdim. Uyandığımda hafif bir rüzgar esiyordu, yavaş yavaş kalktım ve otele doğru yol aldım. Patikalardan geçip son bir kez daha o dev yeşil yaprakların arasından odama vardım. Akşam çok geç yatmamak olar zira ertesi gün güzergah Reyley adamsısı.

Bir gece önceden ayarladığımız longtail ile sabahın erken saatlerinde o ilginç görünümlü adaların arasından geçerek limana geliyoruz. …Limandan deniz otobüsü ve yine liman. Bu sefer ufak bir longtail yolculuğu ve karadan ulaşımı olmayan fakat aslında karanın bir uzantısı olan Reyley, yeşile doyulan yer.

Not: Maymun arkadaşlara mütemadiyen rastlamanız mümkündür.

img_2696

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s