Genel · Tayland

Ve Tayland’ın Son Durağı Bangkok

Bangok uçağındaydık. Havaalanına indiğimiz gibi bir taksiye binip otelin yolunu tuttuk. Saat geç olduğu için hiç zaman kaybetmeden otele geçtik. Yemek için ilk akşam oteldeyik. Ünlü çorbalarından aldık yanında pilavla, o saatte çok ağır olmasını istemediğimiz için. Restoran kapalıydı ama odaya pizza isteyebilirdik. Yine de mantığım öne geçti ve ancak bu sayede rahatça uyuyabildik.

img_2833Uyandığım gibi ilk iş 24. katta olan odamızın penceresinden bu ilk defa gördüğüm şehre göz kırpmak oldu. Bu kadar çok gökdeleni birarada görmek şaşırtıcıydı. Ağzım açık kaldı. Biliyorum daha da beterleri var ama bu bile bana yetti diyebilirim. Sağı solu anlamaya çalıştıktan sonra kahvaltıya indik.

Tabii ki uluslararası hazırlanmış bir kahvaltı sofrası olması itibariyle peynir vardı ve kahve güzeldi. Bütün Tayland yolculuğum boyunca ne espressolar denedim, ne kahveler içtim, hepsi birbirinden güzeldi!!! Burada gerçek kahve vardı, tabii türk kahvesi yoktu ama olsun. Bu tatilde ilk defa, tabii valizimin küçük olması sebebiyle ilk defa türk kahvesi ve makinesini almamıştım yanıma, iki hafta da dayanırım dedim.

Neredeyse kahvaltıda herşeyi tattıktan sonra hazırlanıp yola koyulduk.

Alışveriş yapmak isteyenler, burada herşey var, aradığınız hatta aramadıklarınız da dahil olmak üzere herşey.

Öncelikle dev bir pazarları var, uzakdoğunun en büyük pazarı, Chatuchak, haftasonları kuruluyor ve inanılmaz büyük. 8000 civarında dükkan var. Yukarıdan giden metroyla, skytrain, gidebiliyorsunuz. Çok erken saatlerde gitmekte fayda var, yoksa çok sıcak havasız ve kokulu oluyor. Yemek bölümlerinden geçmek yürek ister. Her çeşit meyve, sebze, et… var. çıldırırsınız, kimi doyuruyorlar dedirtir insana, ordu değil bütün dünyayı doyurabilirsiniz burada yapılan yemeklerle, tabii midesi sağlam olan. Eminim ki tadları oldukça güzeldir ama ben biraz hassas olduğum için koku konusunda dayanamadım. Hatta öyle ki giysi kısımlarından hıncımı aldıktan sonra kendimi dışarıya attım. Pazarı görmüş oldum, buraların en büyük pazarını görmedim demem.

Sırada alışveriş merkezleri;

p1030535Katkat olan alışveriş merkezlerinde yok yok. Her katı farklı birşeyle özelleşmiş. Buralarda herşey için pazarlık yapabilirsiniz, hiçbir şeye atlamayın, çok beğendiğinizi belli  etmeyin. Bizim memleketimizde de farklı değildi yakın bir zamana kadar. Kaosu çağrıştıran bu mekanlardan sıyrılıpta bir an için kendinizi soyutlayabilirseniz, zamanın ve insanların nasıl da hızlıca akıp gittiğini burada daha iyi görebilirsiniz. Kesinlikle durup bir bakın arkaya, çevrenize, yalnızca içinde bulunduğunuz ortamı değil genel olarak geldiğiniz yeri. Burası insanı kendine getiren bir yer.

Elektronikçiler yok mu, hem de alası var. Doğubank’a benzeyen dev bir hana giriyorum. Heryerde sesler, gösteriler, bağıranlar, çığıranlar, ışıklar, renkler… Her alışveriş merkezinin arasında bir mola verin ve gözünüze kestirdiğiniz herhangi bir yerde bir tatlıdır, bir içecektir için, hiçbir anınızı boş geçirmeyin, keşiftesiniz burada. Adalardaki aylak aylak gezmeler bitti. İnan olun ben Bangok’ta iki günden fazla kalınan süreye üzülürüm, o güzelim denizler sular varken. Nasıl olsa bir kere gördüm, bir daha ki sefere burayı es geçeceğimi üzüntüyle bildiririm.

Tekrar söylüyorum; pazarlığı unutmayın, aynen devam.

Yapabildiğinizce alışveriş yaptıysanız şimdi dinlenme ve yorgunluğunuzu atma zamanı. Masaj zamanı. Wat Pho tapınağındaki rahipler tarafından yapılan masaj veya çok bilinmeyen ve hiçte lüks olmayan bir masaj yeri var; aslında vardı yani bundan bir zaman öncesine kadar. Maalesef yanmış ve yerine muazzam bir otel yapılmış; yorum bile yapamıyorum, sadece üzüldüm. Buralara yılda birkaç kez gelen bir kişi tarafından bana önerilen bu masaj yeri diğer gördüklerimden oldukça farklıydı. Ben yine de anlatayım sizlere.

Öncelikle bulmak için bayağı zorluklar çektim. Böyle bir yeri olmadığını, bana kötü bir oyun oynandığını düşündüm. Hayır böyle bir yer var, ara sokaklarda. İçeri girdiğimde neyle karşılaşacağımı bilemeyerek korka korka girdim. Bu arada burada tayland masajından başka birşey aramayın, o güzel kokular falan, onlar burada yok. Karşılama bölümündeki bayan yalnızca ayak mı vücut mu diye soruyor. Vucut masajı iki saat, bitmez diye düşünebilirsiniz, ben yine ve hatta bu masajda bile uyuyakaldığım için, kısa bir süre de olsa, bittiğinde yok artık diyorsunuz, bitmiş olamaz, ama bitiyor. Burada yapılan gerçek profesyoneller tarafından yapılan bir masaj. Etrafa hiç bakmayın, duvarlar dökülüyor, harap, bitap metruk ama yapılan masaj öyle böyle değil. Neden müdavimleri olup vazgeçilemeyen bir yer olduğunu anlamak zor değil. Keşke biraz daha güzel bir mekanda olsaydı. Çıkıp hemen köşesindeki barda oturduk, yapılan masajın verdiği hafiflikle mi bilmiyorum ama burayı sevmeye başlamıştım. Etrafı uzunca süzdükten sonra yemek için lübnanlı bir mekanı tercih ettik. Günlerdir yiyemediğimiz etlerin özlemini gidermek için olsa gerek. Hayır ete çok meraklı bir insan değilim ama bünye yokluğunda sinyal vermeye başlıyormuş, onu gördüm. Menü neredeyse türkçeydi, herşey anlaşılıyordu. O akşam o kadar çok yedim ki iki haftanın acısını çıkardım adeta.

Taksiye atlayıp otelime geldik ve yorgunluk, yemek ve tabii ki masajın etkisiyle sızdık.

Ertesi gün fazla vaktim olmadığı ve sıcaktan bunaldığım için maalesef ne sarayı ne Jim Thompson ‘un evini ne de yüzer pazarı görebildim, ama çokta pişman olduğumu söyleyemem. Alışverişten biraz zaman ayırabilseydim belki daha çok görebildim ama açıkcası bana yetti.p1030567

Ben Reyley’de tapınağa gittiğim için buradaki saraya siz gidip siz benimle paylaşırsınız izlenimlerinizi. Herşey karşılıklı. Ben ise köşebaşındaki tapınağa gittim; Erawan Shrine. Ama öyle sizin bildiğiniz klasik ihtişamlı tapınaklardan değil; ortada küçük bir buda heykeli varve çevresinde muazzam bir kalabalık, ortam rengarenk. Herkesin elinde ya mum ya tütsü ya çiçekler var, hepsi de güzel kokulu. Diz çöküp budaya doğru dilekler tutuluyor. Yan tarafında da sarı turuncu ağırlıklı yerel kıyafetler giyinmiş dansçı kızlar var. Yapılan bağış karşılığında denk gelen meblaya göre kızlar yerel danslarını yapıyorlar. Bu görsel, ruhsal sölenleri kaçırmayın. İçeriden veya hemen kapının önünden mum, çiçek ve tütsüleri alabilirsiniz. O kadar kalabalık binalar, insanlar ve gürültünün tam ortasında olmasına rağmen bir ortam insana nasıl bu kadar huzur verebilirdi, bilemiyorum. Gidin görün derim ben. Çıkışta normal hayata uyum konusunda biraz afallayabilirsiniz hatta oldukça sıcak olan havanın etkisi sanki burada daha azdı veya bana öyle geldi.

Hemen çıkışında ise lüks mağazaların bulunduğu alışveriş merkezleri var. Bildiklerinizden farklı değil bence ama yine de bir girin içeriye, en azından havayı solumak için.

p1030598 Çıktığınızda yine birşeyler için tabii ki. Bendeniz yine koşarak otele döndüm, fazla vaktimiz kalmamıştı ve otelin masajından da faydalanmak istedim. Buradaki masajı anlatmadan da geçemeyeceğim. Paris’e ilk geldiğim dönemlerde oturduğum evlerden daha büyük bir odada masaja alındım. Bıcır bıcır kendi aralarında konuşan masözler sizin geldiğinizi görünce pıtır pıtır yanınıza gelip önce ayaklarınızı yıkıyorlar yine limonlu suda ve ayağınıza bezden bir terlik giydiriyorlar. ilk günlerle kıyaslayınca iki haftada o kadar çok değişiklik kaydetmiştim ki bu son günde farkına vardım olanların. İlk günlerde yine aynı işlem için yanıma geldiklerinde istemediğimi belli eden hareketler yapıp, ne münasebet başka birisi beni ayaklarımı yıkayacak, istemiyorum, havalarındayken, son günlere doğru kendimden uzatır olmuştum; itiraf ediyorum, utanıyorum. Neyse masaj odasından bahsediyorduk. Kahverengi, krem ve hardalımsı renkli bir koridordan bu odaya girdik, içerisi de aynı renklerle döşeli. Sağ tarafta duş ve jakuzi, sol tarafta ise koltuklar ve masaj bölümü. Paket olarak satılan bazı masajlar var ki bunlar iki saati aşkın sürüyor ve sırasıyla masaj, jakuzi sonra yine masaj sonra sauna ve yine masaj derken pelte gibi çıkıyorsunuz; denemekte fayda var. Girişte ve çıkışta verilen rahatlatıcı çaylar da cabası. Burada bütün stresinizden arınıpta dönüyorsunuz. Ben de öyle yaptım, uçaktan hemen önceye koydum bu güzel ülkenin son masajını. Bu arada otelimizi merak edenler için; Anantara Bangkok Sathorn isimli bir otelde kaldık. Şayet giderseniz kesinlikle kalın orada derim 😉👍.

Bütün gün dışarılarda yorulup sıcaktan bunalmıştım. Taksilere binince soğuktan dondum, hatta şu son iki gün hasta olmadığım için çok mutluyum; dışarı çıkarken kesinlikle yanınıza eşarp gibi birşey almayı unutmayın, en azından taksilere bindiğinizde boğazınızı örtersiniz. Tabii bu kadar çok klimaya şehir mi dayanır, boğucu bir sıcakla havasız bir ortam var. Nerde o canım adalar, sıcagı bile güzeldi.

Taksiye binmekten korkmayın, kendinizi memlekette gibi hissedeceksiniz. Taksi söförünün ön cami küçük bir tapınak tadında, resimler, budalar, tespihler, dualar, lar da lar. Bu kadar nesne varken insanın önünde nasıl yola konsantre olabilirki demeyin, oluyorlar. Korna sesleri, kaos çok yabancı değil. Tuktuklar bir yandan garip garip arabalar başka yandan. Bütün o pis egzozları ciğerlerinize çekmek istemiyorsanız lütfen tukuka binmeyin veya tenha yerlerde binmeye özen gösterin.

Bu arada aklıma gelmişken söyleyeyim, ben ki o kadar titizimdir temizlik konusunda ve herşeyi yiyemem heryerden. Sokakta dolanırken garip birşeyler satan bir kadının önünde durdum, şey diyorum çünkü başta ne olduğunu anlayamadım. Kadına sormaya çalıştım, onunla da anlaşamadım. Bilmek istediğim sadece meyvemi olduklarıydı. Sonuçta bir tanesinin içini açıp yedim ve bayıldım. Ben ki titizimdir, yineliyorum, yıkamadan neredeyse yutarak yedim, ilginç meyvelerini. Belki hava çok sıcaktı onun için ama o kadar iyi geldi ki anlatamam. Bir keresinde de Reyley’de gittiğimiz tapınağın bahçesinde elmaya benzeyen fosforlu yeşil yenkli bir meyve yedim ki ona da bayıldım. Tropik olmaları itibariyle galiba oldukça lezzetliler, benden söylemesi, sizden tatması.

p1030595Otele döndüğüm gibi önce havuzdan faydalandım. İki gökdelenin arasındaki o güzel havuzdan. Masaj ve son olarak da fazla zamanımız kalmadığı için yemeğimizi otelde yedik.

Otelin çağırdığı taksiye binip, bir süre için son kez olmak üzere sağda oturan söförle, havaalanına doğru yola çıktık. Bu kadar zaman ne zaman geçmişti anlayamadım. İlk hafta yavaş geçmişti, heralde alışma süreciydi ama zaten benim bütün tatillerim böyle oluyordu; ilk günler yavaş sonrakiler ise hızlı. Burada da öyle olmuştu, ikinci haftanın nasıl hızlı geçtiğini aklım almıyordu. Güzel anılarla dolu iki hafta.

Yerine göre güleryüz endeksinin değiştiği bu ülkede genelde benim karşıma hep iyileri çıktı diyebilirim. Biraz da sizden kaynaklanıyor galiba. Zevk almaya bakın kaldığınız süre boyunca, tatildesiniz. Burası bir cennet ve siz de faydalanmaya bakın. Herşeyiyle olamasada bir taylandlı gibi yaşamaya çalışın.

Dönüş yoluna geçtiğinizde içinizi hüzün kaplayabilir, gözleriniz bile dolabilir. O iki hafta boyunca alışılan güneş, deniz o kumsallar, yeşillikler olmayacak. Havaalanına yaklaştıkca ve şehir merkezi uzaklaştıkça, içim buruldu. Güneşsiz ülkeye dönmek istemiyordum. Vücuduma depoladığım güneş ışınlarının verdiği enerjiyle hadi bakalım dedim, yolcu yolunda gerek!

p1030625Havaalanına geldik ve tam pasaport kuyruğundayken hiç beklemediğim bir şeklide bir polisten laf işittim, tabii ki gıkımı bile çıkarmadım, artık dönmek istiyordum. Şahane bir tatili geride bırakmıştık ama aklımı orada bırakamazdım, evimi özlemiştim burası da yetmişti galiba onu anladım. “Yine gelirim güzel ülke seni görmeye. Bir dahaki sefere kadar sağlıcakla kal, beni bekle, özle” dedim ve bu rengarenk ülke, insanlar ve havaalanına el salladım 🙂

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s