Doğurasım · Genel

Nerden Çıktı Bu Amniyosentez?

Haftalar birbirini takip ederek ilerliyordu. Bu dokuz aylık süreç boyunca heyecanım hatta heyecanımız hiç azalmadı diyebilirim, yani hiç alışmıyorsunuz aslında. Hergün “bakalım bugün neler yaşayacağız” diyerek uyanıyorduk. Her sabah konuştum, ben susunca eşim konuştu. Hormonların etkisi öyle ki gülme krizi olsun, ağlama krizi olsun hepsini bol bol yaşadım. Hayır zaten sulugözlü bir yapıya sahibim, bu hormonlar beni bayağı alaşağı etti.
Misal yeri geldi sokakta yürürken eşim ve arkadaşlarla konu pirinçten açıldı. Ben pirince, aslında özellikle beyaz pirince karşı olan birisi olarak pirinç yemenin zararlarını pirinckonuşmaya başladık. Pirinç sağlıklı, sağlıksız derken uzakdoğuya geldi konu. Ortam inatlaşmalar arttıkça gerilmeye başladı. İşte uzakdoğulular zayıfmış da falanmış da filanmış da derken sokağın ortasında bağıra çağıra ağlayan ben. Kendimi kaybettim ama nasıl diyeyim öyle böyle değil. Eşim bir zamandır benim bu hallerime alışık olması itibariyle çok şaşkın değil fakat arkadaşlar bir put kesildiler ki anlatamam. Canlarım, bir ara ağlamaktan şişen gözlerimi araladığımda bir yandan üzgün diğer yandan teselli etmeye çalışan ama korkudan fazla da yaklaşamayan, zira tanınmayacak haldeyim her an kurt misali sağa sola saldırabilirim 🙂 sevgili arkadaşlarımı gördüm ve o an anladım ki durum oldukça vahim. Sonra bir anda da kendime gelince herhalde o an benim için delirdi falan demişlerdir. İşte bu olaydan çıkartılacak en önemli sonuç: Konu ne olursa olsun hamile bir kadınla tartışmayın, daha doğrusu inatlaşmayın. 🙂
Ortamınız ne kadar huzur dolu olursa sizin ve bebeğinizin daha da iyi olacağını bildiğiniz sürece sorun yok, önemli olan da bunu hatırlamak aslında. Olabildiğince stresli, tartışmalı ortamlardan kaçının. Tabii bazen bu çok da kolay olmuyor maalesef; elinizden geldiğince. Elinizden gelen birşey yoksa lütfen kendinizi, daha da önemlisi bebeğinizi üzmeyin. Mesela bizden amniyosentez yaptırmamızı istediler. Kendi sevgili doktorum sağolsun bunun sadece bir zorunluluk olduğunu söylemesi, ve operasyonu da kendisinin yapacağını da söylemiş olmasına rağmen hormonlarla karışık edadame’yi tahmin edersiniz. Bunların üstüne üstlük operasyonda düşük yapma olasılığının da olduğunu öğrenince edadame knockout. Bir şekilde sürekli olarak kendimi avutmaya çalışırken diğer yandan yalnız kaldığım anlarda mütemadiyen ağlama krizlerine giren ben bebekne yapacaktım? O’ndan vazgeçmem düşünülemezdi ama ne, nasıl, niçin, uzun bir zaman sorularla beynim kısa devreler yapıyordu ki en azından başka bir yöntem daha olduğunu öğrendim ve bununla ilgili doktorumuzla görüştük. O dönemi özetlemem gerekirse işlem maalesef Fransa’da yapılmıyormuş yani yapılan alt tarafı bir kan almak ve bunu la herşeyi öğrenebiliyorlar fakat Fransa’da bunu yapmıyorlar. Gele gele bulduğumuz ülkeye bakar mısınız? Çevredeki birçok ülkede var ama burada yok. O ülkelerdeki birçok merkezi aradık fakat hiçbiri yakın bir zamana randevu veremedi ve benim bu işlemi gerçekleştirmem için günlerim oldukça sayılıydı. Sonunda, doktorluk hayatı boyunca onbin civarında bu işlemi yapmış olan doktorumla bu serüvene karar verdik.
Oldukça soğuk bir sabah doktorumuzun muayenehanesine gittik. Gittiğimiz gibi sakinleştirici bir hap verdi doktorum, zira kendisi beni o kadar iyi tanıyor ki. Sakinleşmiş bir şekilde! Operasyonun yapılacağı yere geçtik, içerisi daha da buz gibiydi. Çok kısa sürmesi beklenirken bizim bebek alınacak olan sıvıyı farkettiği gibi kafasını çevirdi ve örneğin alınacağı alete kafa attı ya da kalça ya da neyse. Hadi sil baştan başladık gene. İlk başlarda cengaver gibi bakarken her ayrıntıya bir anda olay uzamaya başlayınca bakmamam gerektiğine dair bir uyarı aldım. İyi ki almışım zira baygınlık geçirmeme ramak kalmıştı. Operasyon bittiği gibi daha önceden benim ayılmam ve biraz da dinlenmem için başka bir odaya geçtik. Oda sıcacık, eşime yanımda bir sandalye ayarlanmış, ben uzanıyorum, ışık kısıldı ve hafif bir müzik çalmaya başlandı. Ne diyeyim bu ayrıntıların hepsine ayrı ayrı ihtiyacım vardı. Tabii ki uyuyakalmışım hatta iki saate yakın. Uyandığımda kendimi çok daha iyi hissediyordum. Eve geldik ve meraklı meraklı bekleme sürecimiz başladı. İki hafta kadar sürebiliyordu. Sadece o iki haftanın nasıl geçeceğini düşünerek geçiyordu zamanlarımız. Ertesi gün sevgili Dr Velter beni aradı, açmak istemedim başta. Sonra tabii ki cevapladım ve herşeyin yolunda olduğunu öğrendim, dünyalar benimmmmm. Eşimle telefonda mutluluktan ağla ağla, zaten her halükarda ağlıyordum onun için bir değişiklik olmamıştı.
Bu arada kendisi de mühendis olan sevgili eşim herşeyde olduğu gibi bu sefer de yaptığı araştırmalarla amniyosentez uzmanı olmuştu. Olasılıklar, yüzdeler, bilinenler, bilinmeyenler derken, kendisi de analizler yapmaya başladı.  Her bileşen belli bir katsayıyla çarpılıyordu ki özellikle benim hamilelik yaşımla ilgili bölüme gelince neredeyse kesin yapılması gerekiyordu. 35 yaşından yukarıysanız katsayı maalesef oldukça yüksek. Evet hamile kalma yaşı artıyor ama bu işlem için katsayı 35 gibi bence ortalama bir yaştayken bile oldukça yüksek.
Aslında ben hala kendi çevremdeki arkadaşlarımı düşünerek konuşuyorum oysa ki burada durum hiçte benim arkadaş çevremde ve hatta bende de olduğu gibi değil. Öncelikle o kadar erken yaşta hayata atılıp bir nevi yaşamaya başlıyorlar ki doya doya, kısa bir özet geçeyim sizlere; çok küçük yaşlarda okullarıyla birlikte kamplara gitmeye başlıyorlar. Böyle ortamlarda edinilen arkadaşlıklar ve paylaşılan anıları o kadar masum ve o kadar hoş ki doyamazsınız dinlemeye. Tabii gün geliyor arkadaşlarıyla birlikte tatile çıkmak istiyorlar ve para biriktirip bunu yapıyorlar. Çoğu zaman ailelerinden para alamayacakları veya almadıkları için belirli süreli işlerde çalışıp ki öğrencilerin çalışmaları için saatler kanunlarla kısıtlanmış durumda. Sonra o kazandıkları parayla bir tatillere çıkıyorlar ve o tatiller öyle bir keyifli oluyor ki… Bir kere ülkeyi önce baştan sona geziyorlar, sonra bitince başka ülkelere atlıyorlar, çadırlarda kalıyorlar, kamp yapıyorlar. Eğlenceyi siz düşünün. Bu arada sevgililik olayı çok önemli değil, yani bu tatil illa ki sevgiliyle olacak diye birşey hiç yok. Ama sevgilileri oluyor tabii ki ve onlarla da güzel vakit geçiriyorlar. Çalışma imkanları olduğu anda zaten mesai yapmaya başlıyorlar. Sonra bu ortamlara yeterince doyan o ufaklıklar büyüdük biz evlenmeye karar verdik diye ailelerinin karşısına çıkıyor. Aile zaten bir zamandır çocuklarının büyüdüğüne alışmış ve görüyor, fazla şaşırmıyor. Çevremdeki bir aile için bu olay aynen bu şekilde cereyan etti ben ebeveynlerden daha çok şaşırdım; “Nasıl yani, kim, o mu. Yok artık, o daha çocuk, hadi canım, şaka mı bu” Bünyem alışık değil, kaldıramıyorum. Kimse beni dinlemiyor tabii ki evleniyorlar. Hop bir sene sonra “Ben hamileyim”. Nesin? Yine aynı sorular bende. Çocuk doğuyor, fazla beklemeden hop ikinci, cepte mi sana iki çocuk otuzundan önce 😳 Burhan Altıntop’un da söylediği gibi FLAŞ FLAŞ FLAŞ. Sonra eğer hala istek varsa bu sayı arttırılabilir. O kadar güzel şeyler yaşamaya başlıyorlar ki ufak yaşlarında ailelerinin de desteği, onayıyla, küçük yaşta da sıra geliyor evlenip çoluk çocuğa karışmaya.
egriBizde ise durum biraz farklı, yani bu kadar açıklıkla böyle bir hayatı yaşamak çok kişiye maalesef nasip olmuyor. Çoğu kişi ancak evlendikten sonra eşiyle yaşayabiliyor birçok gezme tozma, tatil maceralarını. Öyle böyle derken seneler bir geçiyor ki siz hala çocuk gibi gezip tozma düşünürken bir bakmışsınız 35 yaş geçilmiş. 😁 yolun yarısı denmişti zamanında. Hoş şimdi o yaş çok ilerilere taşındı ama yine de 35 ne demek. Bir bakıyorsunuz hamile kalmak bile söylendiği gibi olmuyor. O istatistikler yok mu, onlar bizi yıktı. Aslında hiç bakmamak lazım belki de. Çocuk yapma olasılıkları yaşın ilerlemesiyle eksponansiyel olarak düşüyor. Yani misal 20 yaşınızda ihtimal 80, 30 yaşınızda 60 ise 40 yaşınızda 40 olmuyor; 20 oluyor, 10 oluyor, hızlı hızlı düşmeye başlıyor. Paraşütle atlar gibi. Aman tanrım, nooldu diyorsunuz. Hani hikayeler vardı ya; eli elime değdi hamile kaldım, veya ceketi bana değdi… Bunlar hikaye adı üstünde zaten, Hİ KA YE. Ya da küçük yaşlarda belki olası ama ileri yaşlarda inanın ki, tabii istisnalar kaideyi bozmaz, öyle sanıldığı kadar kolay değil çocuk sahibi olmak.
Hatta şöyle söyleyeyim sırf sağlıklı yumurtalara sahip olabilmek ve onlardan çocuk yapabilmek adına İspanya’da çok kişi eğer evlenmemiş ve henüz çocuk sahibi olmamışsa yumurtalarından bir kısmını donduruyor; ne kadar mantıklı. Rezervler bir kenarda dursun beklesin. Tabii bunun bir garantisi yok fakat olasılığı arttırmaktır olay. Sen elinden geleni yap sonrası senin elinden gelen değil zaten. Bu arada hakikaten neden bizim ülkemizde böyle merkezler yok ya da var da bizim haberimiz olmayabilir mi?
Ne çok söyleyecek şeyim var bir bilseniz, yavaş yavaş, sakin sakin. Konuma geri dönüyorum; sonuçlar iyi gelince hemen tav-iphone-1033bir kutlama yaptık ki bu tarihler bizim doğumgunlerimizle de çakıştığından birçok sevdiğimiz insanı bir araya getiren eşim bana sürpriz bir yemek düzenlemiş, sevinçten ağladığımı hatırlıyorum. Hem de Fransa gibi bir yerde ertesi gün için bir program yapmaya kalkarsanız normalde kimseyi bulamazsınız çevrenizde zira o programlar aylar öncesinden yapılır, randevular aylar sonrasına verilir ama neredeyse herkes oradaydı. Mide bulantıları geçmiş olan ben, öyle yedim ki, miam miam. :))
Kısa gibi gözüken fakat bize çoook uzun gelen o günler ve kabuslar sonrasında düzlüğe çıkmış olmanın verdiği haklı mutlulukla haftalar tekrardan eski haline bürünmeye başladı. Biz tekrardan hafta hafta olacakları takibe devam ettik. Tabii buna ek olarak çıkan karnım ve genişleyen kalçaları saklayacak kıyafet kalmayınca alışveriş zamanının da gelmiş olması ayrı bir mutluluk sebebiydi. Bu arada bu dördüncü ayda başlayan komik birşey bebeğinizin içinde bulunduğu amniyotik sıvıyı içmeye başlamış olması. Tad almaya başlıyor yavrumuz hatta yediğiniz her yemeğin içindeki baharatlarla tadı değişen bu sıvı sayesinde ufaklığı zıplatmak isterseniz köri veya acı yiyebilirsiniz. Ama çok arada yapın lütfen hem kendi mideniz için hem de bebeğinizi tabii ki tanıştırın ama bıktırmayın bu kadar erken. Yavaş yavaş gurme olsun yavrunuz:)
Unutmadan söyleyeyim bazı anneler, özellikle son zamanlarda Amerika’da başlayan bir akım, doğum sonrası plazentalarını saklatıp yemeyi tercih edebiliyorlar. Kendisi iyi bir demir ve B12 vitamin deposu olması sebebiyle mikroplara karşı da korur düşüncesiyle ve doğum sonrası psikolojik rahatsızlıkları yenebilmek adına olduğu gibi veya pişirilerek yenebiliyor. Benim hiç olmadı ama eğer böyle bir düşünceniz varsa şimdiden danışmanızda fayda var olabilitesini öğrenebilmek açısından 😁
O zaman 4. hamilelik ayımızın sonunu kutlamak ve o günleri yad etmek adına o zamanlar yiyemediğim çiğ balık yiyeceğim bu akşam.
Sizlere de iyi akşamlar dilerim.
Sevgiler saygılar

 

Advertisements

2 thoughts on “Nerden Çıktı Bu Amniyosentez?

  1. Ah canımm ne zor süreçler değil mi? :(( Sonuçta dünyaya gelen mucizelere çok şükür. Bir solukta okudum. Kalemine sağlık tatlım.

    Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s