Genel · Yaşayasım

Şirin Sokak

Bir önceki yazıda gelmeye çalışıp çalışıp köşesinden bucağından dönerken bir türlü anlatamadığım bir konu vardı. Aslında durumumu herhalde şu şekilde izah etsem daha doğru olacak. Paris’in dar sokaklarında adres arıyorum varsayın. Burada özellikle eski-şehir diye bilinen en ortadaki mahallelere gittikçe sokaklar daraldıkça daralır ve sıklıkla tek şeritlerden ibarettir. Aradığınız bir adrese gitmeyi bilmiyorsanız döner döner durursunuz. Ben açıkçası adresi biliyorum fakat her gördüğüm güzel binadır, kafedir, bahçedir, peşinden koşunca adrese bir türlü ulaşamaz oluyorum. Ne diyeceğim bu seferliğe mahsus benim Karaşimşek’e adresi girsem, otomatik pilot beni direkt oraya götürse nasıl olur? Bence şahane olur 🙂
Kaldığımız yerden devam; Nisan’ın okul çıkışında evlerimize yürürken arkadaşla sohbete dalmışız ve ikinci çocuğun zorluklarından bahsediyoruz. Bu, şu, o derken konu geldi sokakta oynamaya. İkimizin de o anda öyle bir özlemle birbirimize ve aynı şeyleri yaşayamadıklarından ötürü bir yerde acırcasına yavrularımıza bakışlarımız vardı ki bir anda ikimiz de saymaya başladık; biz şunu yapardık, biz bunu yapardık…
Ne kadar şanslıydık. Tatillerde sabah çıkardık evden akşama kadar kimi zaman eve girmezdik, ama öğlen eve gelip yemeğimizi yerdik tabii ki. Anneler, babalar da merak etmezdi o zamanlarda. Sabahtan akşama kadar diyorum, bu ne demek, nasıl bir güven duygusu varmış? Şimdi bırakın sabahtan akşamı, parka bile beraber gidip sürekli olarak seyrediyoruz yaptıklarını. Bizimle nasıl bir olsun bu nesil?
Arkadaşa önce “Sokaklarda büyüdüm ben” dedim ama bu dilde söylediğinde evsiz şeklinde algılanabiliyor, onun için hemen değiştirdim; ” Sabahtan akşama sokaklarda oynardık”. Evimiz vardı tabii ki ama yatmadan yatmaya.1
Ne olacaktı ki? Neredeyse aynı yaşta 15 kadar çocuktuk, herkes sokakta. Misal haylazlık yaptın, ceza aldın; bir gün evden çıkmak yasak mı, hop millet evin altına toplanır, laklak 🙂 Sokak hayatı bambaşkadır. Her çocuğun yaşadığım o hayatı tatmasını, tatma şansı olabilmesini çok isterdim.
Neyse arkadaşla bayağı bir dertleştikten sonra eve geldim, internette geziniyorum, galiba instagram bana mahalleden, en az 25 sene önce gördüğüm bir arkadaşımı önerdi. Şaka mı bu dedirtecek tarzda bir an yaşadım. Profili kapalı olduğu için hemen arkadaşlık talebimi gönderdim. Akabinde facebook messenger’dan bir mesaj “Sana bir tek buradan ulaşabiliyorum, galiba, bana ulaşım bilgilerini yollar mısın?” Şaka mısın sen, tabii ki, hemen şecere çıkartılır ve yollanır. Bu arada nasıl bu kadar rahat yazışabiliyorum evde? Nisan kalfa uyuyor, ben de onun odasındaki köşemde kalorifer kenarına kıvrılmış kitap okuyorum. Tak telefonum çaldı, eyvaaah Nisan uyanmadan açıp dışarı çıkmam lazım. Hemen çıkıyorum ve insanın sesi hiç mi değişmez, gülmesi 🙂 Aynı gün ikinci kez gitti aklım küçüklük hatıralarıma. Ve o andan itibaren küçüklüğümdeydim:
Tatil günlerinde evde anneciğe biraz yardım edilip, kahvaltıdan hemen sonra sokağa çıkılırdı ve sabahtan akşama kadar dışarıda oynanırdı; yakartop, saklambaç, kuka, voleybol,vb… Tabii bunlar efor sarfetmenize sebep olanlar. Farklı etkinliklerimiz de yok değildi. Evimizde eski, giymediğimiz ya da eskimiş olan giysileri kapının önünde ve özellikle pazarın olduğu günlerde satmaya çalışırdık. Kazanılan parayla da bakkaldan sandviç alıp yerdik. Bir keresinde çok iyi hatırlıyorum, arkadaşlardan biri annesinin gümüş yüzüklerini satmıştı ki biz o dönemde ne anlarız gümüşten, taştan, yok pahasına gitmişti annesinin yılan şeklinde burulan yüzüğü. Biz olayı annesi akşam eve gelip, olayı anlayıp, bizim annelerimize haber vermek için geldiğinde öğrendik. Normalde annelerden habersiz yapmıyorduk ama oldu bir talihsizlik. Sandviçe gelince hala kokusu burnumda olan bir bakkalımız vardı; Allah rahmet eylesin, Aleko. Ağzının tadını çok iyi bilen, bildim bileli yaşlı ve hep sanki ağzında bir şeyler varmış gibi konuşan bir bakkal. O zamanlardan daha peynir kesmek için özel bir aleti vardı. İki çubuk ve onları bağlayan bir sicim. O beyaz peynirin, kocaman tekerlek şeklindeki kaşarın, salamın tadını hiç unutmam. Makinesi olmayıp o kadar ince dilim salam kesen birini daha bilmem ben. Salamlı bir sandviç yapardı bize, off, yeme yanında yat. Evden de meyvelerin ezilmesiyle yapılmış bir meyve suyu ve keyfimize diyecek yok.Söylemeden geçemeyeceğim; “batan geminin mallarıııı” diye satış yapmaya çalıştığımız doğrudur.
Bir de çok meşhur bir incir ağacımız vardı. Bir yandan incirlere sevinirdik bir yandan da okulların yakında başlayacağını haber verdiği için üzülürdük. Ama nasıl yerdik, ben gençlik yıllarıma kadar incire para vermedim, bizim mahallenin ağacı vardı. Günde iki üç kilo incir veren inanılmaz bereketli bir ağaç. Bu arada evden tepsi alıp tepsiyle toplardık incirleri zira torbayla toplarsak alttakiler ezilmesin diye. 😉 Hepimizi doyururdu, sağolsun. Ağacın üstünde herkesin bir oturma yeri vardı, uçan motosikletti benimkinin adı mesela.
cesmeBir de Peder Hoze’miz vardı. Ağacın bulunduğu sokakta eski bir kilise vardı ama geleni gideni yoktu, kapalıydı herhalde. Ve o kilisenin de bir bekçisi vardı, peder değil ama biz ona peder derdik. Tabii o dönemde herhalde televizyonda Hoze isimli bir peder var, oradan takmışız adamcağızın adını. Bizi ne kovalardı bir bilseniz. Çünkü kendine görev edinmişti o ufacık sokağı temiz tutmayı , biz de o ağaca çıktıkça yaprakları döküyoruz yerlere tabii. Bir keresinde çok iyi hatırlıyorum bir kişi ağaçtan düşme tehlikesi atlattı bizim Peder Hoze’den kaçmaya çalışırken. Başka ağaçlar da vardı; dut, erik, malta eriği ama bizim için nedense aralarında en değerlisi incir ağacımızdı.
Tabii galiba erkek kardeşim doğduktan sonra onun uyumasına yardımcı olmak için eve gelmeye başladık kız kardeşimle. Onu uyutalım derken maaile biz uyurduk, kendisi kalkardı:)
Bir de dergi faaliyetimiz vardı. Her yaz başlangıcında bütün yaz sezonu boyunca çıkartacağımız derginin tasarısını yapardık. Mahalleden haberler; haberler, spor, magazin, ekonomi 🙂 tabii ki her hafta bir röportaj. Tasarı şeklinde derginin ilk sayısı hazırlanır ve hatta açılışı bile yapılır ama kesin bir tartışma çıkar ve herşey iptal edilir. Biz de açılışta yediğimiz börekler, kısırlar, keklerle kalırız. Olsun tasarısı bile güzeldi. Bu arada bu işlem her sene yapılırdı:)
Kırlık bir alanımız vardı; çiçek toplardık, kozalak toplardık, at kestanesi toplardık. Kestaneleri yerde dizer, odalar yapardık. İp atlardık, bisiklete binerdik.
Bir kaç yaz üstüste bizimkiler kızkardeşimle beni Enka Spor Okulları’na yazdırdı. Böyle olunca sabah dokuz akşam altı evde yokuz yani daha doğrusu sokakta yokuz. Bütün gün sabahtan akşama haldır haldır spor yapan biz eve gelince bir soluklanıp yine babacık gelene kadar sokaklarda oynardık.
Hiç durulmak bilmeyen bir enerjiydi bizimkisi. Düşündükçe gerçekten inanılmaz geliyor hallerimiz; bir çocuk bu kadar enerjiyi nereden bulur? Şimdiki çocuklar bizim o dönem harcadığımız enerjinin kaçta kaçını harcayabiliyorlar ki? O kadar düşük ki, onlar ne yapmak isteseler haklılar. O içlerindeki enerjiyi çıkarmak için bağıra çağıra şarkılar söyleseler, o koltuktan öbürüne atlasalar, zıplasalar yeridir.
Şimdilerde parka bile götürseniz yavrunuzu, uzaktan uzaktan hatta bazen yakından bakarak izliyorsunuz. Öyle bir çağdayız ki güven sıfır. Çocuklara değil tabii ki, klasik çevreye.
Ben çok şahane bir çocukluk yaşadım, enerjimin hepsini sokakta harcadım ve ebeveynlerime çok çok azı kaldı. Hem benim için hem de onlar için şu zamanda bulunmaz bir nimetti Şirin Sokak.
En başta bahsettiğim adrese gelecek olursak çocuğunuzu lütfen ama lütfen bir aktiviteye yazdırın, düzenli yaptığı ve enerjisini harcadığı bir faaliyeti olsun. Herşey olabilir bu; dans, voleybol, koşu, yüzme, atlama, zıplama, tepinme… Çünkü büyüyünce unutuyorsunuz belki ama bu yavruların o ya da bu şekilde enerjilerini harcamaları gerekiyor, onun dışarı çıkmasına köstek değil, destek olun. Enerji de su gibidir ve yolunu bulur, buna emin olun. Siz ona engel olmaya kalkarsanız ki bunu kesinlikle tavsiye etmem, bir şekilde çıkar ve hatta belki de patlayarak daha büyük tahribata yol açabilir. Bırakın o gençlik şelaleleri güldür güldür aksın, coşsun. Kendinizin de bir zamanlar çocuk olduğunu ve aynı yollardan geçtiğinizi unutmayın. Çocuğunuz enerji harcamasını sağlayacak bir aktivite istediğinde ona uzaylı gibi bakmayın; siz de çocuk olun ve belki içinizde birazcık çocukluk emaresi var ise siz de onunla çocuk olun.
Bu haftaki yazımız hepimizin içindeki çocuklara olsun.
Sağlıcakla kalın.
Sevgiler.

Advertisements

2 thoughts on “Şirin Sokak

    1. Canim yaaa, bir bilsen ne zamandir o yillara gidipte bir turlu donemedigimi😊 Aklima gelenleri anlatsam mutluluktan aglarsin, kopek kovalamalari mi dersin, piknik mi dersin, tepsi mi dersin? O balkonun eski halimde o kadar kisi heyyy gidi gunler heeey, sansliyiz.😘😘😘

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s