Genel · Yaşayasım

Eureka

Bundan çoook çok eski zamanlarda bir Eda ile bir Burak yaşarmış. Daha o zamanlar Nisan isimli kızları henüz doğmamışmış. Bir çift arkadaşlarıyla birlikte Fransa’nın kuzeyindeki Deauville isimli şehre günübirlik gitmişler. Yanlarında arkadaşlarının yeni doğmuş bebekleri de varmış tabii pusetle. Gayet güzel geçen bir gezintinin ardından sıra yemek yemeğe gelmiş ve zurna zırt demeye başlamış. Eda Burak çifti çocukları olmadığı ve o güne kadar Fransa’da çocuklu birileriyle, en azından pusetli, restorana gitme teşebbüsünde bulunmadıkları için ilk defa birşeyin farkına varmışlar; çocuk pek sevilmiyormuş bu diyarlarda, en azından başkalarının çocukları.
Restorandan konuşmaya başlandığı gibi çocuklu çiftin suratları asılmış, neymiş efendim, kimse onları kabul etmeyecekmiş, düzgün bir yerde oturma imkanları yokmuş. Eda Burak anlamamış ve başlamışlar restoran bakmaya. İlk restoran yer yok bahanesiyle, ikinci güneş, üçüncü, dördüncü derken, Eda Burak tartışmak istese de diğer çift izin vermemiş bunun olağan bir durum olduğunu bildiklerinden. Neyse ki zar zor bir yer bulmuşlar ama bu bahsi emin olun ki başka bir günde deneyimlemeyi tercih ederlermiş, zira hava çooook ama çoook sıcakmış.
img_3290Nisan doğana kadar yine unutmuşlar tabii bu konuyu. Nisan doğmuş, haftasında restoran ama Kore restoranı ve genelde gelenler Asyalı, sorun yok. Ama ilerleyen zamanlarda her çıkış bir olay oluyormuş. Küçük mekanlar artık tabii ki bir hayalmiş. Geniş geniş ferah alanlı restoranları tercih eder olmuşlar. Birkaç defa çıkan olaylardan mağdur olup nasiplerini alınca sonraki seferlerde ortamı yumuşatıcı tutumda bulunmaktan vazgeçmişler. Hatta bir keresinde hem de tanıdıkları bir restoranda iki bayanla bayağı çatır çatır tartışmışlar. Komik olan şuymuş: Nisan ses çıkarmıyormuş, kendisi önüne verilen oyuncakla sessiz kalır, sıkılırsa en fazla bir tur atar ve gelirmiş. Bütün gece boyunca kımkımlanan bayanlar gecenin sonunda restoranda sigara içmek isteyip içemeyince ve sebebin çocuk olduğunu düşününce laf atışmalar anlamsız bir şekilde büyümüş ve can sıkıcı bir boyut almış. Sebep ne biliyor musunuz? Nisan’ın varlığı; o saatte bir çocuk nasıl olur da yatağında olmazmış…
Olayın sebepleri ne olur diye birkaç defa arkadaşlarıyla tartışmışlar ve yine birkaç tanesinden “biz başkalarının çocuklarını sevmeyiz” gibi anlamsız bir cevap almışlar.
Neyse zamanla alışmasına alışmışlar ama bu çiftin gelen gidenleri de çocuklu olmaya başlayınca onların da sorumluluklarını kendi üstlerinde hissetmişler. Hayır sanki kendilerininki yetmiyormuş gibi bir de başkalarının ki. Serde sahiplenip kim olursa olsun koruma altına almacılık var ya, yani en azından bizim çiftte varmış; kendi misafirleri üzülmesin diye daha da gerilirlermiş.
Amaaa sonra bir gün öyle bir olay olmuş ki olayın bütün sırrı çözülmüş, aslında çözüldü ve artık bu konu bence bizim sorunumuz olmaktan çıktı, bu birtakım insanların sorunuymuş. Ben olaya hemen geçeyim de yorumu sizlere bırakayım.
Yakın bir zamanda sevdiğimiz birkaç arkadaşla yemeğe bir restorana gittik; gidilen mekan yemeklerinin çok leziz olduğu söylenen hiç bilmediğimiz bir türk restoranı. Gelenlerden biri de azıcık burjuva bir aileden geliyor. Zaten çocukları sevmediğini bildiğimiz bir arkadaş, zira hamile olduğum haberini verdiğimizde en tepkisiz olan, “Yani” gibi bir tepki veren tek kişiydi. Restorandan içeri adımımızı Nisan’la birlikte attığımız gibi suratı düştü. Artık bu tür durumlara aldırmayan ben, aynen kızçeyle birlikte masadaki yerimizi aldık. Diğer arkadaşlar kızçenin böyle uslu olmasına şaşırırken o ilgili arkadaş aynı sertlikle devam ediyordu söylemlerine…
Sonunda dayanamadım ve sordum “kuzum nedir senin sorunun çocuklarla?”. En sonunda bu kadar yakın olduğum bir arkadaştan öğrenemeseydim gerçekleri zaten olmazdı.
img_3291Arkadaş anlatmaya başladı: Kendisi kalburüstü bir aileden geliyordu ve kendi birazdan da anlatacağım durumunun sadece kendine özgü değil buradaki birçokları tarafından da uygulandığını söyledi. Öncelikle çocuklar gerçekten büyüyene kadar aileleri ile aynı masada oturup yemek yemiyorlar, böyle bir alışkanlık yok. Eğer evde dadı varsa çocukları anne babadan önce yedirip yatırıyor. Ebeveynin yemeğiyle çocukların yemeği genelde farklı. Çocuklar ve aileyle dışarıda yemek yemek belli bir yaşa kadar düşünülmüyor. Hatta bizimki kendi arkadaşlarıyla çıkmaya ailesinden çok yıllar önce başlamış. Anne baba için dışarda yemek ya kendileri için ya da arkadaşlarıyla hoş vakit geçirmek için yapılan bir aktivite, çocuklar çok uzun yıllar buna müdahil olamıyor. Keza akşam yemekleri de öyle, anne baba yalnız kalıyorlar ve belki de kafa dinliyorlar. Bir de çocuk yaşlarda geç yattığını kesinlikle hatırlamıyor. Aynen şöyle dedi, senede bir gün o da noel akşamı, istisna yok. Ne yalan söyleyeyim, biz bazen haftasonları, tatilde ya da özel günlerde oluruna bırakıyoruz. Çok abartmadan tabii ki olabildiğince bizimle olmasına özen gösteriyorduk, gösteriyoruz. Adam biz restorandan kızçeyle girerken düşünsenize şok üstüne şok; 3 yaşında bir kız ailesiyle yemek yiyor, dışarda restoranda ve geç saatlere kadar oturuyor. Şimdi o ve onun gibiler için durum gözümde öylesine aydınlandı ki arkadaşın başından aşağı sanki bir anda bir ışık hüznesi indi, artık aydınlanmış, sebebini biliyordum: Eureka.
Bundan sonrası ise tartışma konusu; bu yaklaşımın, daha doğrusu çocuğa yaklaşmıyorsunuz, mesafeli kalıyorsunuz o zaman bu mesafeli kalışın 🙂 ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğu konusu.
Çocuğunuzla aynı masada değilsiniz, masa sohbeti diye birşey yok. Nasıl yediğine, yiyip yiyemediğine bile şahit olamıyorsunuz; yere mi döküyor, kaşığı tutabiliyor mu, çatalı saplayabiliyor mu? Ne yapıyor? Tabii bunlar tercih meselesi, ben ve biz bunu tercih edemeyiz. Belki böyle görmüş olsaydık bilemem ama çocukla birçok şeyi paylaşmadıktan sonra neden çocuk sahibi olmak istersin diye sorasım geliyor. Ne bileyim yumurtaya simidi batırırken yumurtanın sarısının patlamasıyla ooooy deyişini ben göremezsem ne anladım o annelikten? Diyorum ya onunla yaptığımız birçok şey gibi bu da olmazsa olmazlarımızdan. Yineliyorum seçimdir saygı duyarım veya zorunluluktur, misal işi gereği yavrusunun yanında olamaz saygı duyarım amaaa onlar da benim yaptığıma saygı duysunlar, bu da benim seçimim. Benim çocuğum ses çıkarmıyor ve varlığıyla bu tarzdaki insanları rahatsız ediyorsa o zaman bu onların sorunu. O zamanda benden işitecekleri sözlere lütfen alınmasınlar:) Önceleri anlam veremediğim hareketlerinin artık sebebini de bildiğime göre kimse beni tutamaz.
Bütün bu öğrendiklerim ışığında o arkadaşa ne mi yaptım? Yanına geçtim, boynuna sarıldım, kocaman bir öpücük kondurdum yanağına ve “kıyamam ben sanaaaa, bak şimdi senin için çok ama çok üzüldüm” dedim.
Kim ne derse desin bir olayın sebebini öğrenmek inanılmaz rahatlatıcı ve mutluluk verici bir durum. İşte bu yüzden kendisine buradan çok teşekkür ediyorum. 🙏

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s