Doğurasım · Genel

Hamilelik Orta Dönem

Hamileliğin ikinci kısmı ilkinden biraz farklıydı zira artık nispeten alışık olduğum bir dönemdeydim. Tombiş karnımla hareket etmeyi bayağı öğrenmiştim. Artık oldukça zevkli Valenciageçiyordu zaman. Özellikle bu dönemde öncelikli olmanın keyfini çıkardım, size de öneririm. Otobüste, trende, her türlü sırada birazcık karnınızı gösterdiğinizde hemen sıraların önüne geçiyorsunuz ya da yer veriliyorsunuz. Sonuna kadar kullandım her yerde hakkımı. Neyse ki otobüste oturan birilerinin kafasına karnımı değdirip yer versene dememi gerektirecek durumlar olmadı 🙂 Genelde anlayışlıydı karşılaştığım herkes.
Bu dönemde de canımın çok fazla birşeyler çektiğini söyleyemem limon hariç. Kısır yaparken içine koyacağım limon suyunu lıkır lıkır içmişliğim çok oldu. Ve tabii ki Nisan da aynı yolda ilerliyor. Limonu kıtır kıtır yer ve suratında hiçbir ekşime ifadesine rastlamazsınız. Ayrıca ağzımdaki o garip metalimsi tad da gitti, diyorum ya herşey güzeldi.
İkinci ekografiye girmeye giderken yine aynı heyecanımız vardı ve üstüne üstlük cinsiyetini de öğrenebilecektik. Aslında çok büyük ihtimalle kız olacağını biliyorduk, hatta eşim kesinlikle kız olduğunu hissetmişti.
Sonuç ise düşünen bir kızımız olacağıydı. Ekografiye baktık bizimki Rodin’in düşünen adamı misali düşüneuyuyor. Yani biz dürtüyoruz, o “ya birşey düşünüyorum lütfen rahatsız etmeseniz olmaz mı?” misali poposunu dönüyor. 🙂 hep güldürdü bizi hep, sonsuz öyle olur umarım.🙏
Bu dönem daha çok formalitelerle geçti diyebilirim. Ve tabii ki hamile yogasına başladık. Güzel ve derin nefesler alıp kızçenin tepkilerine bakıyorduk. Alınan her güzel nefesle o da adeta katılıyordu bana.
Unutmadan bu dönemin sonlarına doğru başladım ilk defa tekmeleri hissetmeye. İlk zamanlar karnımdaki gazları kızçenin tekmeleri zannederken, ilk tekmenin geldiği gün farkı anladım. Ben buradayım diyordu. Söyledim mi bilmiyorum kendimi kaybettiğim bir keresinde nutellaya dalmışım o sırada karnımda değişik bir hareketlenme başladı; kalp atışından yavaş ama tekme değil zira ritmik. Anlayana daha doğrusu eşimin ablası söyleyene kadar ne korktum. Hıçkırıkmış 😀 hıçkırıyormuş bizim minik, kıyamam hem de zevkten. Yani benim aldığım zevkle ona verdiğim hislerin sonucuymuş. Oldukça ilginç bir deneyimdi hatta birkaç defa daha da oldu aynı şey.
Uçağa son kez bu dönemde bindim, her ne kadar son uçağa binme haftasını geçmiş olsam da😁. Çaktırmadım, giydiğim elbiseyle vs… Ama bu dönemi kapatış hikayem oldukça komikti; uçağa binmeden önce birşeyler atıştıralım dedik. Çorba içeyim dedim ve hiç içindekileri düşünmeden bir çorba içtim. İçine güzel güzel baharat ve acıları da koydum ve yetmeyince ikinci ve maalesef üçüncü kaseyi de içtim. Hani derler ya o sonuncuyu içmeyecektim diye, kesinlikle doğru hatta o son ikisini bile içmeyebilirmişim. İçtiğim ezogelin çorbasıydı. Tabii ilk anda ben birşey anlamadım. Uçağa bindik, bende bir şişkinlik. Şiştikçe şiştim, su içtim, hararet gitmedi, e havadayız da. Bütün yol boyunca doğuracağım zannetti insanlar, yazık. Uçağı öne arkaya gide gele arşınladım. 3 saat oturmadım. İnince bakayım dedim bu çorbanın içinde ne var; mercimek, bulgur, pirinç, yok yok. Neymiş uçağa binmeden önce ezogelin çorbası içmiyormuşuz ya da içsek bile bir kase neyinize yetmiyor 🙂
Bu arada ben akıllanmayanlardanım; bir keresinde de iki kocaman dürüm döner yemiştim, itiraf ediyorum ama orada da yenir kardeşim; Beşiktaş’ta Tarihi Karadeniz Pide ve Döner Salonu. Çocukluğumdan beri giderim oraya ama hiç iki tane dürüm yemek kısmet olmamıştı. İkinciyi yiyince ohhhh dedim, iyi ki de yemişim. Bir daha da iki tane yiyemedim tabii ki 🙂 Vallahi ellerine sağlık, ne diyeyim hayatımda yediğim en güzel dönerdi. Şimdi bile tadı geldi aklıma ne yalan söyleyeyim. Hatta yıllar sonra Avrupa’da düzenlenen bir kebapçı yarışmasında onların birinci sırada olduğunu görünce haklıymışız dedim dürümleri ardı ardına sıralamakta 🙂
Böylece son üç aylık döneme girmiş bulunduk Fransa’da. Üç ay nedir ki göz açıp kapayıncaya kadar geçer, tabi tabii muhakkak 🙂
Sevgilerrr

İlk resim hamileliğimin 6. ayının başında yaptığımız İspanya’nın Valencia şehrinden bir kare. Burasıyla ilgili ayrıntılı yazmayı tercih ettiğimden sadece o döneme ait bir fotoğraf olması sebebiyle paylaşmak istedim.

Balık yediğim, daha doğrusu balığa yumulduğum fotoğraftaki mekan tarihi Galata Köprüsü’nün Karaköy ayağındaki salaş bir balıkçı. Lezzette çoğu değme balık lokantasına taş çıkartır. Şekilden de gayet iyi bir şekilde anlaşılıyordur herhalde.

Vee son fotoğraf ise hamilelikte yaptığımız son uçak yolculuğumuzdan, inişimizde çekilen fotoğrafımız. Yüzümdeki gülücükler her ne kadar ezogelini yansıtmıyor gibi gözükse de gerçekten söylüyorum; oyyyy 🙂

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s