Doğurasım · Genel

BÜYÜK GÜN

En sonunda doğum için belirlenen güne geldik ve günlerden çarşamba idi. Hazırlandık ettik, çantalar elimizde Nisancık belimizde biz gideriz hastaneye oy hastaneyeee. İşlem başlamamış, hooop tornistan geri dön. Kendimizi hazırlamışız ama Nisancık gelmeyi istemiyor henüz.
İkinci gün aynı şekilde gittik, döndük ve üçüncü gün de. Artık “bugün git yarın gel” büroları gibi olmuştuk, alışmıştık gidip gelmeye taa ki cuma günü doktorun bize ertesi gün doğumu tetikleyeceğini söylediği ana kadar. Upsss, gün o gündü ve gün gelip çatmıştı. Gidip gelmelere alışmışken doğumun olacağı kesinleşince ayrı bir heyecan sardı bizi. Sabah hazırlanıp çıktık ve doğumhaneye girdik. Bize eşlik edecek bir hemşire istedik ve bütün prosedür boyunca bütün sorularımıza cevap verdi. Size doğum hakkında kısaca şunu söyleyeyim; Fransa’da seçim şansınız yok, normal doğum yapılıyor. Eğer bir sorun varsa tabii ki sezaryen, yoksa normal doğum. Benim durumumda birçok denemenin üstüne, hatta sonuna kadar normal çabalarından sonra, benim ve bebeğin durumunun kötüye gittiği anlaşılınca acil olarak sezaryene geçmek durumunda kaldık. Zira Nisancık kaldırım taşlarını sayarcasına yerlere bakması gerekirken kiralık ev ararcasına havalara bakınca( Zeki Alasya, Metin Akpınar Devekuşu kabareden alıntıdır) yani demem o ki yanlış bir pozisyonda olmasından ötürü doğal doğum hayal oldu. Neden o kadar beklediğimiz konusunda hiçbir fikrim yok. Tabii bu bizim eşimle birlikte doğuma girme hayalimizi kaybettirdi. Her işte tabii ki bir hayır vardır ve bizim durumumuzda da iyi ki öyle olmuş zira biraz zorluklar oldu. Hatta yanımdaki ebeyle anestezist beni hiç unutmayacaklardır eminim ki 🙂 Bakmayın şimdi gülüyorum ama o gün benim bu hayatımın ikinci yarısının başladığı gündür. Kim ne derse desin ben o gün gittim ve tekrardan kızımın ayaklarını gördüm ve geri geldim. O anda doktora beni uyutması için yalvardım, zira o çektiğim acı değildi. Herşey bitmişti sanki ve ben o sırada Nisan’ı Burak’a hemen götürmelerini söylemeye çalışıyordum ki çoktaaan gitmişim.
Gözlerimi açtığımda aşklarım karşımda gözlerinde sevinç gözyaşlarıyla oturuyorlardı. Ben önce uzaktan uzaktan bir sesler duydum ama o kadar anlamsızdı ki onları görene kadar hakikaten hangi alemde olduğumu bilemedim. Sonrası mutluluk ve mavi ekran yani sistem altüst. Hala da öyleyiz herhalde. 3,5 sene geçti hala mutluluğumuz aynı noktada. Ben yeni hayatımın keyfini çıkarmaya başladım açıkçası. Eşimde de durum farklı değil. Biz acilen ameliyathaneye geçince meraklı dakikalar saatlere dönüşmüş ve nihayetinde Nisan kucağına verilince sevinçle karışık endişe dakikaları başlamış. Nisan var anne yok, ne oluyor ne dönüyor? 45 dakika boyunca Nisancık kucağında, konuşa konuşa, bakışa bakışa geçirmişler ama babasının kucağında bir kere bile ağlamamış kızçe. Öylece beklemişler anneciğin gelişini ve şükürler olsun mutlu son yani mutlu bir ikinci yarıya başlangıç.
O andan sonra çok şey değişti hayatımda. Zaten Nisancığımız’ın varlığıyla değişmişti ama kişisel olarak bende de birçok sorgulama, birçok değişiklik oldu. Misal; daha önceden kızdığım birçok insana daha bir hoşgörüyle bakmaya başladım. Nasıl mı? Hamileliğim esnasında en çok ihtiyacım olan şeylerden biri bu ülkede doğum yapmış tanıdıklarımdan aramaları, yardım etmeleriydi. Maalesef çevremde doğum yapan yoka yakındı. Hamileliğin çok büyük etkisiyle niye aramadıklarını anlayamıyor ve o dönemde onlara bozuluyordum. Hayatınıza çocuğun girmesiyle birçoklarını elemek durumunda kalıyorsunuz çünkü kendinize dahi zaman ayıramazken bazılarına maalesef hiç zaman kalmıyor. Sonra bunun üzerine bayağı bir düşündüm ve farkettim ki ben o kadar güçlü bir kadın çizgisi çizmişim ki kimse benim birşeylere ihtiyacım olduğunu düşünemiyordu. Tabii ben bunu anlayana kadar aradan bir zaman geçti ve kopmuştuk bile. O kişiler hayatımın belli bir döneminde bulunmuşlardı ve görevleri bitince inzivaya çekildiler.
Ya da başka bir örnek vereyim; başlarda hayatımda verdiğim en kötü kararlardan biri olduğuna inandığım bir kararımı söyleyeyim. Bir muhabbet esnasında bir karar aldım ve eşimin de onayıyla doğumda yanımızda aileden kimsenin olamamasına karar verdik. Ne benim annem, kız kardeşim ne de eşimin annesi gelebilecekti doğuma. Nisan’ı o ana kadar iki kişilik çekirdek ailemiz karşılayıp aileye katacaktı. Daha sonradan diğerleriyle tanıştıracaktı. Son günlere kadar kafama dank etmemişti bu durum ama annemin böyle bir günde yanımda olamayacağı fikri sonlara doğru bayağı yordu beni. Hamileliğin de etkisiyle sürekli ağlar olmuştum. Ama doğumdan sonra dedim ki anneciğim iyi ki gelmemiş çünkü gerçekten orada olmak istemezdi. Tabii ki çok üzüldü, maalesef bunu da biliyorum ama üzülmesi gerçekten orada olmasından daha iyidir. Onun için ne diyoruz her işte bir hayır vardır.
Hatta başlarda doğuma ben böylesine sinirlenirken şunu da öğrendim: Normal doğum esnasında çekilen ağrı ve acılar sebebiyle salgılanan bir takım hormonlar sayesinde bebeğin bu bir anda karşılaştığı dünyaya ilk çıkışı daha az stresli oluyormuş. Sezaryende ise durum farklı; bebek bir anda ortama çıkıyor. Oysa ki Nisan sezaryen olmasına rağmen acılı bir çıkışı olduğu için o da stressiz bir şekilde atlattı bu evreyi. Yani yine aynı şeyi söyleyeceğim ama her işte bir hayır vardır; yeri geldiğinde acının bile.
Bitirirken şunu da anlatayım; son son tanıştığımız çok sevgili bir kişinin de dediği gibi sağlıklı bir şekilde kızımızı kucağımıza aldık ya şükürler olsun sonsuz kereler. Bana o acil olarak verilen anestezinin etkisinin bebeğe geçmeden doğumun gerçekleşmesi gerekiyormuş meğersem. Sonuç; biraz acı çektim ama sağlıklı nur topu gibi 3,450gr ve 49cm Nisanımız kucağımızdaydı. Tabii ki bütün bunların böyle olması gerekiyormuş. Hayatımızda olan her şeyin gerçekten bir sebebi var ve her zaman bizim için en iyisinin olduğuna inandım ve inanıyorum. Hayat bizi hep en güzel yollara sokuyor, bu bilinçle çok daha huzurlu oluyor insan. Sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olamıyor, olamaz ve olmasın da. Her zaman güzel günler geçirmesi ve karşısına doğru zamanda hep doğru insanlar çıkması umuduyla.
Sevgiler
Foto 1 ve 2 : Doğumdan hemen bir gün önce, son son ne yapabiliriz diye düşünüp taşınıp gecenin bir yarısı çok sevdiğimiz Ağca Ahmet isimli bir çift arkadaşımızla yaptığımız çılgınlıklar. Bu işlem taa ki Nisan tekmeler atıp ” yeter artık yatın be” diyene kadar devam etti 🙂
Foto 3 : Doğum çalışma masasına oturmadan hemen önce
Foto 4 : Yorumsuz
Foto 5 : Hastanenin özel kanalında Nisanımız’ın doğum haberinin duyurulduğu görüntü. Bu arada doğumdan sonra her öğlen ve akşam kaç doğum olmuşsa hastane içinde o  sayıda çan çalınıyor 🙂
Advertisements

2 thoughts on “BÜYÜK GÜN

  1. Ah güzelim yazdıklarını an ve an yaşadım sanki. Ne zor süreç yaşanıyor bir mucizenin gerçekleşmesi için. Allah sizi birbirinize uzuuuun bir ömür nasip etsin.

    Like

    1. Canım benim, aynen dediğin gibi; mucizeler kolay olmuyor🙏 Aminnn diyorum güzel duaların için ve hepimiz için aynı şeyleri diliyorum 🙏

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s