Genel · Yaşayasım

Garip miyim, normal mi?

Garip miyim, yoksa bana mı öyle geliyor? Biri bana söylesin lütfen…

Olay bundan taaa yıllar yıllar öncesine gider; küçüğüm, takribi 6, 7 yaşlarımda. O dönemde televizyon yeni yeni başlamış. Şaka şaka, miladım o kadar eskilere dayanmıyor. Televizyon vardı da, benim bahsettiğim renkli televizyonlara geçiş dönemi. İlk seyrettiğim program, Allah rahmet eylesin, Adile Naşit’in akşamları sunduğu uyku öncesi programı. Saks mavisi bir bluzu vardı Adile Teyze’nin, renk nasıl yer etmişse aklımda halen daha gözümün önünde canlandırırım. Televizyonu tabii ki istediğimiz zaman açamıyoruz ama açsak da şimdiki gibi değildi kanallar, tek kanala tabi. Sonra bir de unutamadığım bir video anım var. Sadece sömestr tatilinde eve gelirdi o video kaset oynatıcısı ve sonunda da giderdi. Tek bir kaset, o da tabii ki çizgi film kasedi. Onlarca kere aynı kaset seyredilmiş, hatmedilmişti. Sahneler ezbere de bilinse hoşa giderdi.
Gel zaman git zaman yaş ilerledi, televizyon kanalları ve kanallardaki programlar arttı. Önceleri Heidi vardı cuma günleri ritüelimiz. Kekler, börekler hazırlanır, bütün çocuklar Heidi başına geçerdi. Sonra, sonra ne mi oldu? Bu masumane çizgi filmler tek başlarına kalmadılar tabii ki. Hayatı biraz renklendirmek gerekiyordu. Ve işte olmaması gereken birşey oldu; korku filmleri. Kızkardeşimle ikimiz sardık korku filmlerine. “Elm Sokağında Gece Kabusu” oldu mu bize kabus… Yıllar sonra tekrardan televizyonda gördüm de gülmekten bayılıyordum. Gel gör ki o yaşlarda hiç de öyle olmuyor.
Annemler akşamları arabayla dolaşmaya çıkmayı cok severlerdi, kimseye gitmeseler kahve içer gelirlerdi. Biz iki kardeş de fırsattan istifade hele ki cuma akşamıysa korku filmlerine bakardik. Ama nasıl? Kanal açılır, korkunç sahne geldiği anda hop kanal değiştirilir. Aç kapa aç kapa, gözler aynı şekilde.
Jaws… halen daha suya girerken korkarım. Ya kuşlar ? Alfred Hitchcock yüzünden kızım doğduğunda bebek arabasında gezdirirken az mı korktum o kargalardan. Aman biri çok kötü baktı, aman o yaklaştı… derken bebek arabasının üstünü  kapatırdım, kargalarla gözgöze gelmesin, bakmasın diye.
Eve ilk giren olmak asla istemezdim ne de odaya. Yataktan ayaklarımı aşağı indirirken tırsardım. Korkularımın hepsini anlatsam manyak dersiniz. Ara ara bahsederim yine de, zira çok komikler.
Konuyu daha açmak gerekirse, bu filmler ve saçma sapan korkular insanın bilinçaltına bir şekilde işliyor ve siz bunun farkına varıp bir şekilde dışarı çıkartıp atana kadar ufaktan ufaktan yeri geldiğinde sizi dürtüyor. Sonra zamanla siz kendi çabanızla bu korkuları dönüştürmeye başlıyorsunuz. Tabii ki bu iki satırla anlatabileceğim bir konu değil. Benim yaşamış olduğum bu sürecin öncesinde yaşadığım bir olayı anlatayım:
Bu korkular öyle ki kişisel veya toplumsal sıkıntıların yaşandığı dönemlerde daha bir ortaya çıkmaya hevesli oluyorlar. Misal, dünyanın dörtbir yanında yaşanan saldırılar sonrasında, insan ister istemez herkese garip bir gözle bakiyor hele ki bakan Eda’nın gözleriyse😬.
Bir keresinde metrodayım ve yakın  zamanda ayrılmaya karar veren bir çift arkadaşım hakkında iki üç kelime karalıyorum; çok severim olayları kendi kalemimle yorumlamayı. Tabii kimse bilmez bu yorumları, çoğunu da yazar silerim hatta. Tam bunları yazarken kalemimden bir anda aşağıdaki satırlar akmaya başladı ki yemin ediyorum harfiyen iletiyorum yazdıklarımı:
“Yanımdaki adam her an kendini patlatabilir, sürekli olarak benden tarafa doğru bakarak garip garip hareketler yapıyor ve ilginç bir sekilde nefes alıyor, sanki birşeyler mırıldanıyor, biraz korkutucu açıkçası. Ne olacaksa olacak belki ama insanın ne olacağını bilememesi de kolay değil açıkçası, vagonumu değiştirdim fakat o adam hala yan vagonda neyse konuya geri dönmek gerekirse…”
Ben vagonu değiştirdim dediğim gibi, fakat yetmedi tabii ki ve ben o metrodan indim.
Tabii buna benzer yapılanlar daha da var, işte toplumsal sinirler bozuldu mu bir kere işiniz iş. Hayatınızın akışını bozmayacak gibi olmalılar yoksa paranoyaya doğru yolculuk başlar mazallah.
Ben bunun kendime has bir durum olduğunu düşünürken yakınlarımla konuştukça neyi farkettiğime inanamazsınız; bu bana özgü bir durum değilmiş, birçoğumuzun ortak, manyaklığıymış demek istemiyorum, özelliğiymiş. Birçoğumuz derken daha da özelleştireyim söylemimi; birçok kadın muzdarip bu durumdan. Birçok kadın dinlemesini, seyretmesini bilmiyor. Kimse bozulmasın şöyle anlatayım; biz kadınlar anlatılan bir olayı dinlemiyoruz veya yayınlanan bir filmi seyretmiyoruz biz onları bizzat YAŞIYORUZ, parçası oluyoruz. Sorun bu bence. Anlatılanlar o kişilerin hikayeleri gibi kalsa ne ala, yaşandı bitti, anlatıldı bitti. Oysa ki biz anlatılınca tekrar yaşıyoruz, hikayeye müdahil oluyor ve yeri geliyor olaydan bir süre sonra dahi hatırlayıp üzülebiliyoruz. Hayır ne gerek var, bu anlatılan başka bir kişinin hikayesi, sen o hikayeye ne münasebet giriyorsun? Sen paşa paşa kendi hikayeni yaşa. Demiyorum ki umursamaz ol, empati yapma, kendi hayatını yaşa, başkalarını boşver, tabii ki hayır. Zaten istesen de yapında varsa bunu yapamazsın. Fakat bahsettiğim şekliyle o hikayeye girip parçası olursan zaten amacın bir çözüm getirmekse bunu başaramazsın yani yardımcı olamazsın. Olayın içinde, bir parçasısındır; objektiflikten uzaksındır. Ya da seyrettiğin bir filmin içine bu denli girmek, kendini bu denli üzmek niye ya da korkmak. Senin hikayen hep mi süt liman? Değil tabii ki, kimin öyle ki? Kimsenin, o halde? Bırak sen kendi hikayendeki korna çalan adama sinirlen, sonra da de ki “ayyy yazık ama adama, sabahtan beri direksiyon sallıyordur eminim ki, ayıp Eda, kızılır mı bu adama”. Bak yine!!! Yahu gerekiyorsa kız, ve kendi hikayenden çok gerekli olmadığı müddetçe rici ediciiim çıkma. Kendi hikayenle kavrul, kendi hikayeni yaşa, kıymetini bil ve şükret, nokta.
Sonuç: Garip miyim normal miyim bilemem ama en azından yalnız değilim ve tedavisi olmayan bir durum da değilmiş bu. 🙂

Birinci Resim: Tabii ki masalcı teyze Adile Naşit,

İkinci Resim: Gelmiş geçmiş en güzel çizgi filmlerden Heidi,

Üçüncü Resim: Adı ve tipi batasıca Freddy Krueger’ın eli, fotoğraflarına bakarken içim cız etmedi değil, ıggghhh

Dördüncü Resim: İlla ki bir yerlere koymak istiyorsak kendimizi, bari Grease gibi eğlenceli filmlere koyalım da gözümüz gönlümüz açılsın. Hatta belki birkaç figür öğreniriz.

Sevgiler…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s